Bedri Ruhselman - Ilahi Nizam ve Kainat
287 pages · summarized in 13 parts
Kitabın Kaynağı ve Oluşumu
Bu kitap, 1959 yılında "Önder" adıyla bilinen Büyük Vazife Plânı'ndan gelen bilgiler üzerine Bedri Ruhselman tarafından düzenlenmiştir. Belgeler 54 yıl boyunca noter ve banka kasalarında muhafaza edildikten sonra orijinaline sadık kalınarak yayınlanmıştır. Kitap, etrafımızda gördüğümüz ve hissettiğimiz doğa uyumunun bir parçasıdır ve insanların dar bir madde hayatını geniş ve idrakli bir aşamaya bağlayan biricik yoldur.
Maddenin Temel Niteliği
Madde bütün tesirlere zemin teşkil eden ve bu tesirlere çeşitli şekillerde cevap veren bir unsurdur. Fakat madde kendi kendine hiçbir harekete geçmek kudretine sahip değildir; hiçbir oluş veya yapış imkânı yoktur. Madde yalnızca kendisine gelen tesirleri bekler ve bu tesirlerin yönüne göre hâller ve şekiller alır. İnsanın idraki ve tasavvuru dışında, her türlü tesirden arınmış bir maddeye amorf madde veya aslî madde denir. Amorf maddede hiçbir hareket eseri yoktur ve mutlak hareketsizlik hâlidir.
Maddenin Hareketler Aracılığıyla Tezahürü
İnsanlar madde diye anladıkları şeyler aslında dışarıdan gelen tesirlerin madde bünyesindeki imkânlarla meydana getirdikleri çeşitli hareketlerin tezahürleridir, amorf maddenin kendisi değildir. Maddelerin basit hareketlerle kendilerini gösteren iptidaî özellikleri vardır, oysa yüksek ve karışık hareket tezahürleriyle görünen maddeler o ölçüde gelişmiş durum arz ederler. Demek ki maddeler en basit hareketlerden en mudil hareketlere kadar sayısız gelişim derecelerinde çeşitli kıymetler gösterirler.
İncelik ve Kabalık ile Mudillik Arasındaki Fark
Maddelerin ince-kalın hâlleri ile basit-mudil hâlleri birbirine karıştırılmamalıdır. Mudillik hâlleri bünyesini oluşturan hareket mudilelerinin az veya çok olmasından ileri gelir; bir madde ne kadar çok ve karışık hareket değerlerine sahipse o kadar mudildir. Hâlbuki incelik ve kabalık kavramı farklıdır: bu, maddenin içindeki terkip miktarının değişmesini değil, parçacıklar arasındaki bağların güçlü veya zayıf olmasını gösterir. Mesela su, buhar ve buz hâlinde incelik ve kabalık farklılığı gösterse bile, aynı mudillik derecesinde ve amorf maddeye aynı uzaklıkta bulunan su maddesinin halleridir.
İnsan İdraki ve Madde Zinciri
İnsanlar basitlik ve mudillik zincirinde ancak muayyen hudutlar dahilindeki birkaç madde halkasının şekil ve hâllerini görebilirler. Hareketlerin basitliği bakımından iptidaîleşip aşağılara inildikçe bu hâller insan idrakının alıcı sahasından uzaklaşıp tamamıyla kaybolur. Yukarı taraflara doğru da mudilleşen hareket zinciri bir noktadan itibaren insan idraki tarafından tamamen kaybedilir. Dünya maddesinin beyin cevherine bağlı hiçbir insan zekâsı bu hududun alt veya üst tarafındaki madde durumlarının hareket niteliğini kavrayamaz. Bu nedenle insanlar kâinatın sonsuz madde zincirindeki sadece birkaç halkayı anlayabilmişlerdir.
Hidrojen Atomundan Kâinat Yapısına
Kâinatın ilk madde hâlinden astronomik âlemimize doğru giden madde gelişiminde, insanlar için anlaşılamayan karanlık bir bölge vardır. Bu bölgeyi takip eden aşamada ilk hidrojen atomunun başlangıcı görülür. İnsanların bildiği H atomu aslında bunun çok gelişmiş bir hâlidir. Dünyamız ve tüm astronomik âlemimiz bu hidrojen atomunun gelişmiş hâllerinin çeşitli birleşimlerinden oluşmuştur. Dünya atomunun en ileri gelişim safhaları olan bazı elemanlar, insanların bilmedikleri ve idrak sahasının çok uzağında bulunan cevher hâlleridir.
Bilinen Olmayan Madde Hâlleri
İnsanların tanıdıkları maddeler üstünde bulunan ve dünyada var olan madde hâlleri vardır. Fikir vibrasyonları, bir insanın kafasından diğerine geçen ve insanların bildiği maddeler üstünde bulunan bir madde hâlidir. Spiritüalist ekollerince çeşitli isimlerle anılan perispri de bilinen madde hâllerinin ötesinde bir realitedir. Sempati, sevgi, antipati, kin, korku, sevinç gibi ruhî durumlar da benzer şekilde dünyada mevcut olup insanlar tarafından tanınmayan madde enerjileridir.
Kâinat Bütünü ve Âlemlerin Düzeni
Kâinat bir bütündür ve dünyalar, manzumeler ve âlemler denilen farklı parçalardan oluşur. Her âlemin kendisine mahsus hususiyeti vardır ve bu hususiyetler ruhların gelişim ihtiyaçlarına göre ayarlanmıştır. Aslî madde veya madde cevheri denen şey, kâinatın ana maddesini ve mayasını teşkil eden mutlak hareketsizlik ve şekilsizlikle muttasıf amorf bir madde hâlidir. İlk harekete geçtiğinden itibaren gittikçe mudilleşerek yüksek karakter değişmeleriyle çeşitli safhaları meydana getirir.
Âlemlerin Aslî Maddeleri
Her âlemin aslî maddesi o âlemin ilk maddesidir ve o ilk maddede, o âleme mahsus bütün hâl ve şekillerin özü mevcuttur. Bu hâl ve şekilleri meydana getiren unsur harekettir ve hareketlerin mahiyeti her âlemin kendi hususiyetlerini doğuracak şekilde değişiktir. Bir âlemin ilk aslî maddesi olan atom henüz hareketlerini izhar etmediğinden o âlem için hareketsiz ve amorf durumda bulunur. Bu ilk atomlar, hareketlerini göstererek çeşitlendirerek o âleme mahsus bütün hâl ve şekilleri yavaş yavaş meydana getirirler.
Hareketin Azalması ve Basitleşmesi
Madde hiyerarşisinde yukarıdan aşağıya inildikçe hareketler azalır ve basit hâllere döner. En yüksek ve gelişkin maddeler en mudil ve çok sayıda harekete sahiptir, fakat aşağılara inildikçe hareketler azalır. Hareketlerin azalması aynı zamanda dışarıdan gelen tesirlerin de azalması ve basitleşmesini meydana getirir. Hidrojen ve uranyum atomları bu gerçeği açıkça gösterir: uranyum atomu hidrojenden çok daha fazla ve mudil harekete sahiptir ve etrafına daha güçlü tesir gösterir, bu da onun daha çok tesir aldığını gösterir.
Aslî Maddenin İki Temel Niteliği
Aslî maddenin ilk niteliği kendiliğinden hareket etmekten aciz oluşudur. İkinci niteliği ise, kendisine gelen herhangi bir tesire cevap verip o tesir istikametinde hareket etme imkânına sahip olmasıdır. Masada duran bir kalem örneği bunu açıkça gösterir: parmağımızla ittiğimiz zaman kalem harekete geçer ama parmağımız itmeyi bıraktığında kalem durur. Aslî madde dışarıdan aldığı tesirlerle harekete geçer ve bu tesirlerin devamı boyunca hareketini muhafaza eder, tesirler ortadan kalktığında tekrar hareketsiz âtıl hâline döner.
Madde ve Ruh Arasındaki Erişilmezlik
Kâinatın aslî cevheri kendi kendine hareket etmek kabiliyetinden mahrum amorf durumda ise, bu tesirleri nereden geliyorsa bunlar kâinat içindeki maddelerden gelemez. Bu tesirleri kâinatın dışında mevcut olan hakikatlerde aramak gerekir. İnsanların ruh dedikleri şey bu cevher üstü hakikatlerin arasında bulunmaktadır. Ruh kâinat cevherinin ana vasfı olan atalet ve hareketsizliğin tam zıddını ifade eder. Kâinat cevherlerinde ruha ait hiçbir şey yoktur ve ruhta da kâinat cevherlerine ait hususiyetlerin hiçbiri mevcut değildir.
Ruh Kâinatta Nerededir
Bir bedenin içinde, dünyada veya kâinatta ruh diye bir şey yoktur; kâinatın içindeki her şey maddedir. Ruh kâinatın içinde değildir. Fakat kâinatın dışı başka bir kâinatın içi demektir; kâinatın dışı diye boş bir saha yoktur. Birbiri içine giren küreler şeklinde kâinatları tasavvur etmek hatalıdır. Bunun tasavvurunu örnek üzerinden vermek gerekir: beyaz ve mavi renkli iki projektör düşünün; her biri kendine mahsus bir kâinatı temsil eder ve birbiriyle hiçbir münasebeti olmadan mevcudiyetini devam ettirir. Benzer şekilde sonsuz sayıda kâinatlar mekân ve zaman dışında birbiriyle karışmadan var olabilir.
Sonsuz Kâinatlar ve Ruhların Durumu
Kâinat bir tane değildir; kâinatlar sonsuzdur. Her kâinatın karakteri kendi aslî cevheri tarafından belirlenir. Bizim kâinatımızın aslî cevheri mutlak hareketsizlik ve amorf madde hâlidir. Aktif ve tekâmül ihtiyacı olan ruh, pasif kâinatlar için bir amaçtır. Ruhlar davranışlarının akislerini kâinat cevherleri üzerinde görerek ihtiyaçlarını giderirler. Kâinatlar ruhların tekâmül dediğimiz ihtiyaçlarına cevap veren sahalardır. Ruhlar tekâmülleri için çeşitli kâinat cevherlerinin sonsuz imkânlarını ihtiyaçları nisbetinde bilvâsıta kullanarak gelişirler.
Ruh ve Kâinat Arasındaki İlişki
Ruhla kâinat arasında kat'î bir erişilmezlik vardır, ancak bunlar kucaklaşıp birbiriyle münasebete girebilirler. Ruhlarla kâinatlar arasındaki münasebetler kesinlikle endirekt yollardan olur. Hem ruhların hem de kâinatların üstünde her ikisine hâkim yüksek prensipler vardır ki bunlar ruhların ve kâinatların durum ve mukadderlerini tayin ve tensip ederler. Bu aslî prensip denilen hakikat hakkında ne biliriz ne de en küçük bir sezgiye sahip olabiliriz. Ruhlarla kâinatların aralarındaki erişilmezliğe rağmen birbiriyle kucaklaşmaları aslî prensipten gelen tesirlerle gerçekleşir.
Düalite Prensibi ve Değer Farklanması
Madde bünyesinde hareketin husule gelmesi muvazene değişmeleri ile mümkündür. Âlemimizde maddenin bünyesinde hareketin oluşması için evvelâ muvazeneyi temin eden iki zıt unsur mevcut olmalı, sonra da bu unsurlardan birine fazla değer eklenmek suretiyle muvazene bozulmalıdır. Maddenin zıt unsurların mevcudiyeti ve bu unsurlar arasındaki değerlerin farklandırılması, düalite prensibi ve değer farklanması realitelerini ifade eder. Maddeteki her hareketin vukuu ancak bu mekanizmalar aracılığıyla mümkündür.
Birim Düalite Kavramı
Her madde kombinezonu iki zıt değerin hasılası olan bir üniteden ibarettir. Bu birim düalite iki unsur ifade eden bir vâhit demektir. Uzun bir mıknatıs lâmı örneği verilirse, bir yarısı (+), diğer yarısı (-) işaretli iki zıt mıknatısiyet tezahürü gösterir. Lâm ortasından kesilirse her parça gene kendisi bir (+) ve (-) yönlü mıknatısiyete sahip olur. Maddenin temel kanunlarından biri olan düalite prensibi maddelerin oluş ve akışlarındaki imkânların gerçekleştirilmesini sağlayan en önemli kaidelerdendir.
Hayat ve Düalite Gözlemi
Hayat baştanbaşa düalite prensibi ile beraber ona bağlı değer farklanması mekanizmasının gözleminden ibarettir. Dünyada daima ikilik mevcuttur: her şeyde, maddenin bütün radyasyonlarında, madde cevherinin temel ve ayrıntısında, cansız ve canlı denilen maddelerde, fertlerde, kolektivitede, hislerde ve fikirlerde düalite prensibi hâkimdir. Her madde kombinezonu iki zıt değerin muvazene hâlinde bulunmasını gerektirmiştir. İnsan organizmasının faaliyetleri sempatik ve parasempatik sinir sistemlerinin karşılıklı muvazene durumlarıyla yürütülür.
Ruhların ebedi tekâmülünün zorunluluğu
Ruhlar asli prensibe hiçbir zaman ulaşamayacakları için ebed boyunca tekâmül etmek zorunda kalmışlardır. Asli prensibe erişememeleri, her şeyin üstünde ve akıllarla hayal ve his yoluyla anlaşılamayan, adlandırılamayan bir "Allah" tasavvuru nedeniyle gerçek olan bir zarurettir. Bu hakikati tereddütsüz kabul etmek, selamet yolunun tek istikametidir.
Kâinata inen ilahi icaplar
Ruhların tekâmülüne müteallik icaplar, asli prensipten kâinatın üst hudutlarından içeri girerek tesir şeklinde tecelli ederler. Kâinatta yayılıp inerken, madde kombinasyonlarının sonsuz inkişaf imkânlarına göre çeşitli formasyon ve dönüşümlere uğrarlar. Her tesir, kendi derecesindeki madde ve varlıkların bağlı oldukları ruhların tekâmül ihtiyaçlarını içerir. Bu sebeple kâinatta hiçbir zerrenin bu tesirlerden muaf tutulması söz konusu değildir.
Varlık kavramının açıklanması
Varlık, asli prensibin icaplarını taşıyan ve ruhlarla ilişkili tesirlerden, belirli inkişaf kademesindeki maddeler sentezlenerek oluşan bir tesirler mudilesinden başka bir şey değildir. Her varlık, muayyen bir ruhun kâinat sonuna kadar hizmetine tahsis edilmiş bir tekâmül vasıtasıdır. O ruhun kâinat üstü planda cereyan eden davranışlarının icaplarını madde olarak ifade eder ve bu ifadeler ruha aksettirilir. Varlık, hizmet ettiği ruhun kâinattaki sembolüdür ve o ruhun ortadan kalkmasıyla hemen dağılıp silinir.
Varlığın çift taraflı işlevi
Varlığın kâinatta iki cepheli işlevi vardır: biri hizmet ettiği ruh karşısında laboratuvar vasıtası olmak, diğeri madde ortasında ruhun temsilcisi konumunda bulunmaktır. Bu fonksiyonlarını yerine getirebilmek için varlık, çevresinden lüzumlu elemanları toplayarak, hizmet ettiği ruhun beklediği tepkileri layıkıyla yansıtabilmelidir.
Madde ve hizmetin görünen paradoksu
İnsan aklına, varlığın madde kombinasyonlarından ibaret olup hiçbir doğrudan ilişkisi olmayan bir ruha nasıl hizmet ettiği, bu hizmet karşılığında ne kazandığı sorusu gelebilir. Eğer varlık, hizmet ettiği ruhun kâinattan ayrılmasıyla tekrar sıfıra döneceğiyse, gösterdiği faaliyetler boşa mı gidecektir? İnsan kafasını zorlayan böyle düşünceler oluş sebeplerini yanlış algılamaktan kaynaklanır. Gerçekte madde kendi kendine hiçbir harekete muktedir değildir; maddedeki her kıpırdanış ruhtan gelen durumun ifadesidir.
Ruhani niteliklerin maddi kökenini anlamak
İnsanların manevî değer saydıkları bütün hareket, duygu, inanış ve düşünüşler, seyyaliyeti artan madde fonksiyonundan başka bir şey değildir. Sevgi, antipati, merhamet, vicdan, düşünce, muhasama, sempatizasyon, sempatiler, antipitiler, kin, gadarlık, fedakarlık, haz, sevinç, ıstırap gibi bütün hissî ve fikri değerler; hayal, idealler, inanç, icatçılık, yetenekler, deha, tutkular, arzular, alışkanlıklar ve korku, cesaret, ihanet, zalimlik, iyilik ve kötülük duyguları: bunların hepsi dünyadaki çeşitli evsaftaki enerjilerin tezahürüdür. İnsanlar bunlara hakim olmak demek, maddeye hakim olmak demektir.
Maddenin bilinmeyen unsurları
Dünyayı teşkil eden madde cüzülerinin altında ve üstünde henüz bilinmeyen başka unsurlar mevcuttur. Madde cevheri olan hidrojen atomunun, insanlar tarafından tanınmayan bu elemanlar içindeki yapısı, atomdan çıkan enerji tezahürlerine dair bilginin çok ötesinde ve bambaşka bir kudret düzeyindedir. Bu meçhul hidrojen kademelerinden çıkan seyyaal ve kudretli maddi imkanlar, insanların şimdiye kadar hiçbir zaman kavrayamadıkları birçok olayın meydana gelmesine imkan hazırlar ve sebep olur.
Ruh ve beden münasebeti
Ruh, madde ile iştirak ederek beden dediğimiz şuurlu madde halini oluşturur. Bundan sonra ruh tamamen bedenin şartlarına bağlanır. Beynin ve sinir sisteminin kapasitesine göre, ruhsal ve manevi denilen bütün haleler bu biyolojik yapıya bağlı hale gelir. Ruhun sahip zannedilen haller, aslında maddede meydana gelen değişiklikler ve hareketlerdir. Ancak maddenin kendisinin hiçbir harekete muktedir olmadığını hatırladığımızda, bu hareketlerin karşılıkları ruhtan gelmektedir.
İdrak örneğiyle açıklama
İnsan idrak eder ve idrak eden insandır. Sinir sistemi, mütemadiyen idrak şeklinde tezahür eden titreşimler ve enerjiler neşretmektedir. İdrak yetisinin sağlığı, bu enerjileri neşreden çok ince madde kombinasyonlarının, dış tesirlerin etkisine göre meydana getirdiği hareketlere bağlıdır. Dış görünüşle idrak maddede vuku bulur ve maddi titreşimlerle görülür. Ancak aynı zamanda, ruhun kâinata aksetmiş davranışlarının madde karşılığıdır ve ifadesidir. Madde yok olunca, taşıdığı bütün anlamlar da silinir, ancak ruhta mevcut asıl ise ebedi olarak kalır.
İnkişaf ve tekâmül ayrımı
Maddelerin ruhlarla muvazi ilerlemesi kavramında, inkişaf ve tekâmülü ayrı şeyler olarak görmek lazımdır. İnkişaf, kâinat içindeki maddelerin bünyelerindeki hareketlerin artması, maddi kombinasyonlarının karışıklaşması, tesir alanlarının genişlemesi ve değerlerin artmasıdır. Tekâmül ise ruhların hizmetinde bulunan varlıklardaki inkişaflara paralel olan durumdur. Tekâmülün anlamı inkişafların anlamıyla paralel yürür.
İlk ruhlar ve madde etkileşimi
Kâinatta tekâmüle ilk başlayan bir ruhun bu tatbikatla ilgili ilk durumları, kâinatın amorf hallerine tesirler kanalıyla aksettirilir. Tesirler, asli prensibin icapları ve kudretinin kâinatta ruh-madde durumları üzerindeki ifadesidir. Bu tesirler düalite prensibi ve değer farklanması mekanizmasıyla maddede hareketler meydana getirirler. Kâinattaki hareketler, ruhların davranışlarının tesirler kanalıyla madde teşekkülleri halinde tecelli eden sembolik ifadeleridir.
Pasif ve mekanik tekâmülün ilk safhası
Bu ilk safha, ruhun kâinatla ilk iştirakinden ilk hidrojen atomuna kadarki süreci kapsar. Bu ruhun kâinatta henüz bedeni yoktur çünkü maddeleri toplayacak kudreti yok. Basit madde hallerinde pasif ve mekanik bir yürüyüşe tâbi tutulur. İdrak, irade, şuur ve hürriyet halinde maddi bir kimliği bulunmaz. Böyle bir kimliği kazanması, yüksek prensiplerin düzenine göre, amorf maddeler arasında ebedilik kadar uzun devrelerden sonra tedricen mümkün olacaktır.
Amorf vasatın yapısı ve sonsuzluğu
Mekanik tekâmül prensibinin hakim olduğu ilk safha, hidrojen atomu altında sonsuz, karanlık, dağınık ve amorf bir vasatadan ibarettir. Buradaki tekâmül tamamıyla mekanik sisteme bağlanmıştır ve bu safhada yalnız mekanik tatbikatı görmek için olan ruhlar, maddeleri toplayabilecek kudrete erişmemişlerdir. Basit ruhlar, iptidai vasatın darmadağınık şekilsiz maddeleri içinde maddeyi toplayamadan, asli kaynakların yüksek icaplarıyla, maddeden maddeye atlayarak insanlar için anlaşılamayan bir iptidai tekâmül yolunu takip ederler.
Hidrojen atomu teşekkülü
Uzun bir mekanik tekâmül devresinden sonra, basit ruhların bazıları dağınık maddeyi toplayabilecek kadar ilerlemiş durumlara gelir. Böyle bir ruh için ünite'den bu vasata iki zıt karakterde fakat birbirini tamamlayan tesir gelir. Bunlardan biri ruha ait, diğeri maddeye ait olarak, birbirinin zıttı karakterde birleşmiş unsurlardan ikiliye bir madde birliği yani birim düaliteyi meydana getirirler. Bu hareketler sonucu oluşan manyetik alan, dağınık maddeleri bir araya toplar. İşte bu hareketler, hidrojen âleminin ilk hareketleridir.
Hidrojen âlemindeki pasif tekâmül süreci
Hidrojen atomuna bağlanan bir ruh, o atomun varlık safhasına gelinceye kadar onu bırakmaz. Burada mekanik-otomatik bir tekâmül seyrü vardır. Hidrojen tekâmülünün ilk kısmındaki ruhlar, yakaladıkları iptidai hidrojen atomunun bütün inkişaf safhalarını pasif olarak takip ederek tekâmüllerine devam ederler. Onlar hidrojen atomuna hakim değildirler çünkü sezgi, idrak ve hürriyet yoktur. Maddeleri toplayarak varlık meydana getirecek durumda değildirler. Tekâmül, amorf safhadakiler gibi pasif ve mekaniktir; fakat farklı olarak burada ruhlar yakaladıkları atoma bağlanmış kalırlar ve onun bütün inkişafını takip ederler.
Hidrojen atomunun enerji taşıması
Hidrojen atomu, âlemimizin en basit maddesinin olmasına rağmen, oldukça büyük bir enerji taşır. Zira amorf madde halinden bu merhaleye kadarki sürece birçok tesir ve değerler almış bulunmaktadır. Bahsedilen hidrojen atomu, kimyaca bilinen (H) değil, aksine bütün güneş sistemlerini, yıldızları, nebülözleri ve astronomik cisimleri içeren âlemimizin ana maddesedir. Kimyaca bilinen hidrojen atomu, bahsedilen ilk hidrojenin çok ilerlemiş ve inkişaf etmiş hallerinden biridir.
Yarı sütil vasata geçiş
Dünyada belirli bir tezahür göstermeyen yüksek enerjiler, hidrojen âleminin bir kademe üstünde yarı sütil vasatı meydana getirir. Bu vasat, amorf vasattan ve ilk hidrojen sistemlerinden daha yüksek, yepyeni bir âlemin basamağıdır. Bu yüksek ve dağınık enerjiler, yarı sütil âlemin ilk atomlarını teşkil ederler. Bu vasatın ilk atomları inkişaf ettikçe, bunlardan çıkan daha üstün enerjiler, madde tatbikat düzeyinin üstüne çıkarak, yüksek enerjileri toplayabilecek ruhları için tekâmül materyali haline gelir.
Varlık safhasına ilk giriş
O yüksek dağınık enerjiler bir araya toplanıp kâinat sonuna kadar hizmet edebilecek varlık haline girebilecek imkânlara eriştiğinde, o safhaya kadar tekâmül etmiş ruhlar da bu enerjileri bir araya toplayarak beden kurabileceği kudrete erişmiş olur. Asli tesirlerin yardımıyla, bu dağınık enerjilerin ortasında idrakî bir nokta etrafında onları bir araya toplayarak bir topluluk meydana getirirler. Bu ilk varlık, idrak bakımından henüz basit ve iptidaidir. Ancak mekanik bir insiyakla yaşamaya başlamış bir ruhun hizmetine girmiş durumdadır.
Canlılık tanımının bağıntılı olması
Kâinatta canlılık ve cansızlık ifadeleri yalnızca lâftan ibarettir ve temel bir anlam taşımaz. Maddelerin her safhasında ruhlarla münasebeti vardır. Kâinat safhalarının her maddesinde ruhların, o safhanın karakterine uygun münasebetleri daima mevcuttur. Hiçbir ruhun tekâmülüne yaramayan madde yoktur ve hiçbir madde ruhların hizmetinin dışında kalamaz. Canlı denilen varlık, aslında amorf ilk hidrojen maddesinin inkişaf etmiş yüksek kademelerinden başka bir şey değildir; yalnızca ruh ifade edebilecek kadar imkanları gelişmiş, bir ruhun hizmetine tahsis edilmiş durumdadır.
Ruha hizmet eden varlığın yapısı
Kainatta her varlık, kendisine sahip olan ruha hizmet etmek için çok ince enerjilerden meydana gelen, ruhun sembolü sayılabilecek bir yapıya sahiptir. Bu varlık, kaba maddelerin hareketine ruhu doğrudan etkileyemediği için, ruh tarafından kullanılan bir araç işlevi görür. Varlık, ihtiyaç duyduğu şekilde en basit madde kombinezonlarından başlayarak kendisini ifade edecek bedenleri kurar ve bu bedenleriyle dış dünyaya tesir eder. Yüksek tesirler her adımda varlığa rehberlik ederek bu sürecin düzgün ilerlemesini sağlar.
Bitkilerde başlayan bedenlenim süreci
İlk varlıklar, basit bitki hücrelerinde bedenlenim adı verilen sürece girerek yaşamaya başlarlar. Henüz bilinç sahibi olmayan bu varlıklar, çeşitli bitki türlerinde sayısız bedenlenme ve bedenlenme çıkışı yaşayarak gittikçe tekâmül ederler. Nihayet bütün bir bitkiyi idare edebilecek duruma gelen varlık, müstakil bitki bedenlerini kontrol altına almaya başlar. Tüm bu aşamalar çok uzun bir zaman gerektiren, planlı bir hazırlık dönemini oluşturur.
Hayvan ve insan safhasına geçiş
Bitki evresini tamamlayan varlık, yapısı iyileştirilmiş bir âleme geçerek hayvan bedenlerinin ilkel hücrelerinde bedenlenmeler yaşar. Sinir sistemini oluşturan yüksek hücrelere varan varlık, nihayet müstakil hayvan bedenlerini yönetebilir hale gelir. Uzun bir dönem dünyadaki ve diğer gezegenlerdeki çeşitli bedenlenmelerden sonra, varlık insanlık âleminin en ilkel evrelerinden başlayarak insan bedenini idare etmeye hazır bir duruma erişir. Bu tüm süreç, insan algısına göre sonsuzluk denebilecek kadar uzun bir zaman dilimini kapsar.
Bedenlenim ve çıkışın anlamı
Bedenlenim kelimesi, varlığın ruha hizmet edebilmek için kaba madde âleminden kendisine bir beden yapması anlamına gelir. Varlık henüz bu büyük kombinezonları tek başına kuramayacak gücünün olmadığından, ruhlara yardımcı olan üstün varlıkların desteğine ihtiyaç duyar. Varlık bedeninden ayrılmaya bedenlenim çıkışı ya da ölüm denilir; yeni bir beden kurmaya ise yeni bir bedenlenim veya doğum adı verilir. Her beden, varlığın tekâmül ihtiyaçlarına göre ancak geçici bir araç olup, ihtiyaçlar değişince terk edilir.
Dünya madde açısından ileri bir küre
Dünyamızın atomu, kendinden üst bir yarı süptil âlemin temel maddesini temsil edecek kadar ileri bir gelişme göstermiştir. Bu nedenle dünyamız, geri bir dünya değil, maddî gelişim bakımından tüm hidrojen âleminin en ileri madde oluşumlarına sahip kürelerden biridir. Dünyada yaşayan insanlar da bu muazzam astronomik âlemin en gelişmiş varlıklarından biridir. Dünyanın tüm imkânlarını kullanarak tatbikatını tamamlayan bir varlığın, aynı zamanda hidrojen âlemini de terk etmiş olması bu bilginin delilidir.
Madde âleminin katmanları
Kainattaki âlemler birbirinin içine girmişçesine düzenlenmiş olup, merkezi ortaklaşan otuz-kırk küreye benzetilebilir. En kaba ve ilkel katman merkezdeki en küçük küredir; burada ruhların mekanik tekâmül safhası başlar. Hidrojen âlemi, bütün gök cisimleriyle beraber ortada yer alır. Bunun üstünde yarı süptil âlem başlar ve daha ötesinde sonsuz diğer âlemler sıralanır. Her taraf daha geniş hâlde açılarak devam eder.
İnsanlık mertebesine ulaşma ve sorumluluk
Varlık, güneş sisteminin çeşitli gezegenlerde o gezegenlerin şartlarına uygun basit madde maddelerinde sayısız bedenlenme geçirerek, nihayet dünyadaki insan bedenini kurmak için gereken yeterliliğe erişir. İnsan evresine gelen varlığın idrakı önemli ölçüde artar, irade hürriyeti artan idrakin ölçüsünde çoğalır. Artan bu güçleriyle birlikte sorumluluk duygusu ortaya çıkıp, sevgi ve vicdan adı verilen yüksek mekanizmalar etkinleşmeye başlar. İnsanlar, artan sorumluluğun baskısı altında otomatik veya yarı bilinçli olarak insanlık mertebesini tamamlamaya çalışır, bu amaç için yüz binlerce tecrübe ve asırlar boyunca yaşama deneyimi geçirirler.
Topluluk hayatının zorunluluğu
Tek başına kalan bir insan, tecrübe ve bilgi edinemediği için ruhun tekâmülüne hizmet edemez. Bu nedenle kaba madde âleminde çeşitli topluluk tekâmül planlarının varlığı zorunludur. Bedenli varlıklar, gelişebilmek için beden dışındaki diğer bedenler ve maddeler ile karşılıklı etkileşim içinde bulunmak zorundadır. Bu münasebetlerden sayısız olay birleşimi ortaya çıkar. Ruh, madde ile iştirak ederek şuurlu varlık yaratır ve varlık, kendi ruhunun faaliyeti aracılığıyla kaba maddelerden bir beden meydana getirir.
Dualite ilkesi ve ahlakî gelişim
İlkel bir insanın tekâmülü için sevgi ve vicdan yetersizse, dualite prensibi gereğince zıt değerlerle karşılaşması gerekir. Meselâ, iyi-kötü, adalet-zulüm, sevgi-kin gibi kavramlarla yüzleşmesi, otomatik olarak karşılaştırma bilgisi kazanmasını sağlar. Eğer bir insan kuru bir taşa işkence etse, hiçbir sonuç olmaz. Fakat bir çocuğa kamçı vurursa, çocuğun veya çevredekilerin tepkileri zıt unsurlar sunarak hemen karşılaştırma bilgisine ulaştırır. Yüzlerce, binlerce olayın birikimi sayesinde temel bir iyi-kötü kavramı doğup vicdan toplanmaya başlar.
Ruh-madde ilişkisini sağlayan tesirler
Ruhların tekâmül ihtiyaçları bir zorunluluk, maddenin bu ihtiyaca cevap vermesi de bir zorunluluktur. Ancak ruhlar maddeye doğrudan etki yapamaz ve madde de ruhtan doğrudan bir şey alamaz. Bu ilişki, mahiyetini bilmediğimiz asıl prensip tarafından kâinat içinde maddi tesirler hâlinde yerine getirilir. Dualite ilkesi ve değer ayrımı tekniği sayesinde tesirler işlevlerini yerine getirir. Ruhların tekâmülü için gerekli madde âlemindeki her hareket, değişme ve gelişme ancak bu tesirlerle sağlanır.
Tesirler dört grupta incelenir
Ruh ile kâinat arasındaki yolu kuran tesirler dört grupta görülür. İlk ikisi asıl kaynaktan doğrudan gelen asli tesirlerdir. Diğer ikisi bu asli tesirlerin madde ve varlıklarda muameleler sonrası değişmesiyle meydana gelen yan tesirlerdir. Asli kaynaklardan gelen kudretlerin kâinat içindeki kısımlarını ancak tesir hâlinde anlayabiliriz. Asli tesirler ruhların ihtiyaçlarını kâinata ve kâinattaki tepkimeleri ruhlara aksettiren kudretleri içerir. İkinci kısım tesirleri ise kâinatta bireysel ve topluluk tekâmülü için kaba maddenin şekil, şekil kaybı ve dönüşümleriyle ilgilidir.
Tekâmül değerleri ve temel tesirler
Ruhlara tahsis edilen varlıklar ve bedenler tarafından alınan tesirler, tekâmül değerleri olarak adlandırılır; bunlar ruhlarla varlıklar arasındaki bağlantıyı sağlar. Ruhların tekâmül ihtiyaçlarını yerine getirip kaba maddeleri gerekli formlara sokabilmek için asıl prensipten çıkan tesirler, kâinatın dışından ünite adı verilen kâinatın son tekâmül sınırına inip oradan âlemlere, kürelere, varlıklara ve maddelere yayılırlar. Bu tesirlere temel tesirler veya temel değerler denir. Bunlar herhangi bir madde ortamında madde parçacıklarını bir nokta etrafında toplayarak çekirdek kurması ve çevresine diğer parçacıkları çekerek madde oluşumlarını meydana getirmek suretiyle çalışır.
Bedenlerin manyetik alan aracılığı
Varlıklar birbirlerine tesir etmeleri manyetik alanlarının karşılıklı temasıyla meydana gelen değişim sayesinde gerçekleştirirler. Meselâ, bir varlık kendi tesirleriyle ilgili manyetik alanını başka bir maddenin manyetik alanıyla temasa getirirse, bu şekilde tasarlanan derecelerde ve istikametlerde değişimler ortaya çıkar. Manyetizasyon, spiritizm seanslarında ektoplazma hâdiseleri, telepatiler, sempatiler ve diğer pek çok olaylar bu mekanizmayla gerçekleşir. Büyük doğa olayları da, meselâ deprem, yanardağ patlaması ve sel, yer manyetik alanına gönderilen tesirlerle meydana getirilir.
Tesirler yukarıdan aşağıya indikçe değişir
Madde üniteleri arasında geçerken tesirler değişmeler yaşar; yukarılardan aşağılara indikçe basitleşir, yukarılara çıktıkça incelnir. Bunun nedeni, tesirler aşağı üniteye geçerken üst ünitelerde bir kısmının kullanıldığı için değerlerinin kaybedilmesi ve silinmesidir. Bu durum aslında alttaki üniteyi gücü kuvvetli bir tesirin zararından otomatik olarak korur. Dünyaya güneş, ay, yıldızlar ve diğer gök cisimlerinden milyarlar kere milyarlarca tesir gelir ve dünyanın her zerresini etkiler. Bu tesirler arasında zararlı olanlar da bulunsa, çeşitli süzgeç mekanizmalarıyla bu zararlar önlenir.
Atmosferdeki koruyucu mekanizmalar
Güneşten gelen tesirlerin atmosferde kurduğu koruyucu bir mekanizma vardır. Bu mekanizma, dışarıdan gelen veya dünyada yapay olarak yaratılan aşırı radyoaktiviteler gibi dünyayı büyük zararlara sokan radyasyonları dengeler ve zararsız hâle sokar. Otomatik şekilde çalışan bu sistem, zararlı olmayan vibrasyon ve ışınlara dokunmaz; ancak dünyaya zarar verebilecek ölçüde yoğunlaştıklarında harekete geçer ve normalleşene kadar çalışır. Böyle bir mekanizma olmasaydı, yapay radyoaktiviteler çok ölümlere neden olabilirdi. Bu tür koruyucu mekanizmalar hemen her cisim ve madde için mevcuttur.
Organizasyon sistemleri hiyerarşik yapı
Kâinat baştan başa bir organizasyondur ve bu organizasyon içinde organ-organizatör ilişkisi belli bir aşamadan belirli bir aşamaya kadar görülür. Her organizasyon kendisinden üst olan organizasyonun idaresi altında çalışır ve üsten ışık alır. Bu ışık yine bir üst organizasyondan gelmiştir. Bu zincir üniteye kadar uzanır. Üniteye kadar yapılan yönetim, her organizasyon üstünden aldığı ışıkla kendi görevlerini görürken, altındaki organizasyonun görevleri için gereken ışığı iletir. Ünite'den verilen direktiflerle tüm görev planının her aşamasındaki organizasyonlar, kendilerine düşen vazifeleri yerine getirirler.
Varlıkların vazife hazırlama sürecine katılması
Yüksek ilkelerin çizmiş olduğu tekâmül yolunda her varlığın muayyen görevleri vardır. Ancak hidrojen âleminin ilk aşamalarındaki ruhlar, bu hakikatleri ve zorunlulukları anlayacak kadar ilerlememişlerdir. Bu nedenle onlara henüz yönetim mekanizmasında görevler verilemez. Bunun yerine, tekâmüllerine yardımcı olmakla görevli üstün varlıklar, onları hazırlık işlerine yardım eder. Bu hazırlık aşamasında, idraksiz veya yarı bilinçli varlıklar çeşitli topluluk ve gruplar oluştururlar. Varlıklar gelişip idraklarını genişlettikçe, hareketlerinde artan özgürlük kazanmaya başlar ve yavaş yavaş büyük organizasyon sistemlerinin duygularını alsınlar.
Tâli tesirler ve manyetik alanlar
Ruhların tekâmülü için gerekli olan ana tesirler dışında, etraftan gelen tâli tesirler de vardır. Bu tâli tesirler, varlıkların manyetik alanlarıdır ve varlıkları meydana getiren çok ince partiküllerin dışarı yayılmış şeklidir. Ruhların bireysel ve toplumsal tekâmül ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş olarak, küçük sapma olmaksızın tam zamanında hedeflerine ulaşırlar. Bu tesirler başıboş değildir; çok sayıda idare, kontrol ve yardım mekanizmasına tâbi tutulurlar. Aralarında görülen çatışma ve anlaşmazlıklar hakikatte yüzeysel bir görünüştür; gerçekte tekâmülü sağlayan mekanizmaların zorunlu işleyişi budur.
Tesir aktarmasının mekanizması
Bir tesirin bir maddeye gelmesi, verici varlığın manyetik alanından alıcı varlığın manyetik alanına çok ince değerlerin aktarılması demektir. Alıcı madde, kendisine gelmesi istenen tesiriyi davet eder biçimde hareket eder; buna öncü tesir diyoruz. İnsanların istekleri, arzuları, duaları öncü tesire örnektir. Duaların ulaştığı mesafe, duanın samimiyeti ve şiddetine göre değişir. Zayıf dualar kısa yolları kat ederken, samimi ve kuvvetli isteklerden kaynaklanan dualar çok uzak mesafelere gidebilir.
Güdücü ve dirijan tesirler
Öncü tesir hareket etmeye başladığında, onun kaynağından bir güdücü tesir de çıkıp hedefi gösterici vazife görür. Ancak güdücü tesir kabasılığı nedeniyle tesirleri hatalı alanlara yöneltebilir veya parazit tesirlerden koruyamayabilir. Bu yetersizliği gidermek için daha yüksek idrakli dirijan tesirler çıkar. Dirijan tesirler, ilk tesiri parazit müdahalelerden korur, hedefe ulaşmasını sağlar. Bir tren katarı gibi düşünürsek: vagon ilk tesiri, lokomotif güdücü tesiri, makinist dirijan tesiri sembolize eder. Alıcı alanın eşiğine vardığında güdücü ve dirijan tesirler oradan ayrılırlar.
Tesirler ve madde yükselmesi
Yukarıdan alınan tesirler son derece önemlidir çünkü yükseltici değerleri ihtiva ederler. Maddeler bu yüksek değerleri alarak üst plânın zengin maddelerle sempatize olabilecek duruma gelir ve kademesi yükselir. Aksine aşağıdan fazla tesir alınır ve yukarıdan lüzumlu tesirler almaz ise işler tersine döner: maddenin bazı hareketleri silinmeye başlar ve alt kademeler arasına karışarak geriler. Bir organizmanın yükselmesi veya alçalması, gelen üst veya alt tesirlerinin miktarına bağlıdır ki bu onu idare eden varlığın sorumluluğudur.
Kanserleşme ve organizmal dengesizlik
Bir organın aşırı tesir alması, organizatörünün tesirlerini kötü ayarlamasından kaynaklanır. Fazla tesir alan bir organ, diğer organlardan daha fazla faaliyet gösterir ve bu aşırı aktivite, organın genel düzene karşı aykırı davranmasına sebep olur. Nihayetinde hiçbir nizam tanımayan asi bir duruma girmesine yol açar; buna kanserleşme deriz. Kanserleşme, bir organın olduğundan daha ileri bir gelişim ihtiyacı gösterir. Bu tür muvazenesizlikler bedenin ölümüne, ruhî hastalıklara veya şuur bozukluklarına yol açabilir.
İnsan varlığı ve bedenlenmesi
İnsan, kendisine bağlı bir ruhun hizmetini sağlamak amacıyla kaba maddeleri bir araya topladığı bir varlıktır. Varlık, ruhun bütün ihtiyaçlarını karşılayacak çok ince madde partikülleridir; bu partiküllerin temerküz ettiği noktayı fizik mekân olarak değil, idrakî bir nokta olarak anlamak gerekir. Bu idrakî nokta hem kainatta muayyen bir yerdedir, hem de her yerdedir. Ruh, kaba kürelerin maddeleriyle karşılaşması için bir bedene ihtiyaç duyar; buna enkarnasyon denir.
Enkarnasyonun fiziyolojik süreci
Enkarnasyon sırasında, varlık rüşeymin beyin hücrelerini kurmaya başlar. İnsan varlığı, beyin hücrelerine ait varlıkların manyetik alanlarında müdahalede bulunarak onları beyin hücrelerini inşa etmeye sevk eder. Beyin kurulduktan sonra, sinir sisteminin diğer kısımları ve beden oluşturulur. Doğum sırasında varlığın büyük çoğunluğu bedene bağlanır; ancak sekizde yedisi bedene bağlı kalırken, küçük bir kısmı idrakî temerküz noktasında yarı serbest durumda kalır.
Şuur ve şuuraltı
Şuur, varlığın beyin hücrelerine göndermiş olduğu tesirlerden ortaya çıkar. Bedenin dışında kalan serbest kısmından şuuraltı ve şuurüstü ortaya çıkar. Şuuraltı, varlığın geçmiş hayatlarına ait intibalarını ihtiva eder. Şuurüstü, varlığın ruhundan ve diğer varlıklardan aldığı tesirlerini ihtiva eder. Bu sayede beyin, şuurüstü kanalından ruhani plâna ait intibalar alır ve tesirlerle şuurüstüne bağlanır.
Sinir merkezleri ve tesir dağılımı
Varlığın şuur sahasından başlayarak sayısız sinir merkezleri tesirlerle organizmanın çeşitli yerlerine dağıtır. Bu merkezler aslında birer istasyondur; ayrı fonksiyonlar görse de kaynakları birdir ve daima birbirleriyle ilişkidedirler. Şuur ötesinden gelen tesirler doğrudan beyin hücrelerinin manyetik kanalına bağlı sahaya iner ve oradan tekâmülün gerektirdiği yerlere gönderilir. İnsan, kendi varlığından gelen tesirlerle çevresinden aldığı tesirler arasında denge içinde yaşar.
Ölüm ve dezenkarnasyon
Ölüm, ilahî nizamın ahenginin bir parçası olarak, muayyen bir andaki değer farklanmasının miktarî ifadesidir. Bedeni idare eden varlık, bedeni terk ettikten sonra da beyin hücrelerinin varlıklarını manyetik etkileriyle bir arada tutar. Spatyomun ilk zamanlarında, varlık yalnız kendi bilincinde ve geçmiş yaşamlarının hatıraları içinde mahsur kalır. Beyin hücrelerinin varlıklarıyla iletişim halinde bulunarak dünya intibalarını bir araya getirir. Bu murakabe, zorlu olmakla beraber, kendisine gerekli sonuçları elde etme imkânı verir.
Reenkarnasyona hazırlık
Ölümden sonra çeşitli ameliyatlar ve deneyimler geçiren varlık, yeniden doğuma hazırlanır. Dünyadaki tekâmülüne en uygun olan hayat şekillerini ve koşullarını seçme hakkı verilir. Bu seçim sahası, varlığın elde etmiş olduğu idrak ve hürlük derecesine göre belirlenir. Eğer idraki dar ise seçim sahası dar kalır. Eğer idrakı dünyayı kapsayacak kadar genişlemişse, artık dünyaya dönmeye ihtiyaç kalmaz. Varlık, tesiri altında tuttuğu beyin hücyreleri varlıklarını, yeni bir annenin rahmine kurulacak bir ceninin beynini inşa etmek üzere yönlendirir.
Beyin hücyeleri ve müstakil varlık
Beyin hücrelerine ait varlıklar, kendisini yöneten varlığın tesiri altında sonsuza kadar kalmayacaklardır. Onlar da bu aracılığıyla müstakil olarak bir insan bedenini yönetebilecek kudreti kazanabilmek için hazırlık yaparlar. Hazırlıklarını tamamladıkça, birer birer o varlığın tesirinden ayrılacak ve beyin hücresi olmaktan kurtulacaklardır. Müstakil birer insan varlığı haline gelebilmeleri için dünya dışında çeşitli ara vasatlarda tatbikatlar geçirmeleri gerekir.
Enkarnasyon tanımının genişletilmesi
İnsan varlığının bedenlenmesi, tek anlamlı bir terim değildir. Enkarnasyon terimi, daha basit varlıklar hakkında, onları hücrelerine zorla sevk edip bağlamak anlamında kullanılabilir. Ancak insan varlığı için bu dar tanım uygun değildir. İnsan varlığının bedenle ilişkisi, beyin hücrelerinin manyetik alanı üzerindeki hakimiyeti ve bu vasıta ile organizmanın bütününe tesir göndermesi şeklinde olmaktadır.
Vicdan mekanizması ve tekâmül
İnsan hayatında vicdan şeklinde görülen inkişaf mekanizması, yalnız bu safhaya mahsus değil, dünyadaki bütün varlıkların tâbi olduğu bir mekanizmadır. Vicdan, varlıklar için bütün fiil ve hareketlerin gayesi olan vazifenin gerçekleşmesine yönelmiş bir hazırlık mekanizmasıdır. Vicdanı lâyık olduğu umumî kıymetle anlamak gerekir. İdrak ile vicdan inkişafı arasında birlik vardır; varlıkların inkişaf kademelerine göre idrakleri farklı olduğundan, vicdan anlayışları ve uygulamaları da farklı olacaktır.
Vicdan düalitesi ve zıt unsurlar
Vicdan bir birim düalitedir; birbirine zıt iki unsurdan teşekkül eder. Bunlardan birisi, üst tarafta, vazife sezgisine yönelmiştir. Diğeri ise alt unsur olarak, bu vazife sezgisinin yolunu kesen bir nefsaniyettir. Birincisine vazife hazırlığı unsuru, ikincisine nefsaniyet unsuru denir. Bu iki unsurun mütemadi değer farklanması neticesinde, yani zıtlardan birinin daha üstün değerler alması sonucunda vuku bulan çatışmalar ve muvazene hâlleri ile vicdan mekanizması işler. Varlıkların ilerlemeleri bu muvazene hâllerine göre çeşitli formlar alır.
Vicdanın basit hâllerde görülmesi
İnsanlar nebat ve hayvanlardaki vicdan düalitesini, yani birim düalitenin varlığını idrak edemezler. Ancak bu mekanizmanın, insanların anladığı biçimi sadece insanlarda görülür. Nebat ve hayvanlardaki bu mekanizmayı insanlık âlemindeki vicdan şeklinde düşünmemek gerekir. Iptidaî varlıkların basit inkişaf düalitesi, en iptidaî insiyaklara göre ayarlanmıştır. Hayvanlarda bu mekanizmanın otomatikman işlemesi görülür; açlık hissi, gıda arama vazifesini köstekleyen korkuyu yenmeye hayvanı sevk eder. Bu durum, insanlarda vicdan mekanizmasının hayvandaki muadilini gösterir.
İnsanlık kademelerinde vicdan gelişimi
İnsanlığın ilk kademelerinde vicdan mekanizması otomatik olarak işler. Bu aşamada vicdanın henüz inkişaf etmediği söylenmesi yanlıştır; bu, insanlar vicdanı açıkça görememenin neticesidir. Fakat ilk insan kademesinde bile vicdan mekanizması, hayvanlara kıyasla daha az az idrakli hareketlerle zenginleşmiştir. Kız çocuğa yönelik sevgi bağı ile yanında azalmayan analık duygusu, sezgisi ve bilgi kırıntıları vardır. Bu mesuliyet sezgisinin doğuşu, insanlık inkişafının hızlanmasında en önemli duygudur; vicdan düalitesinin vazifeye ve nefsaniyete müteveccih zıtları arasındaki muvazene durumlarında büyük rolleri vardır.
Vicdan mekanizmasının işleyişi
Vicdan düalitesinin üst ve alt realiteleri herhangi bir inkişaf kademesinde insanda muvazene hâlinde bulunur. Ancak bu muvazene devamlı olarak sabit kalmaz; her an bozulur ve yeniden kurulur. Dualitenin zıtlarından biri fazla değer alırsa muvazene bozulur; fakat düalite prensibi mucibince muvazenesi bozulan zıtlar hiçbir zaman o hâlde kalamaz. Zayıf olan tarafa bir değer akımı başlar. Müspet taraf daha yüksek değerler alırsa, vicdanın üst kademedeki durumu muvazeneyi sağlar; bu da varlığın bir üst kademeye geçmesi demektir.
Vicdanın aşağıya kayması ve müdahale
Nefsaniyete fazla değer gönderilirse işler aksi tarafa döner; vicdan bir kademe aşağıya kayar. Vicdanın aşağıya kayması, yüksek kıymetlerinden kaybetmeye başlaması demektir. İnsanlar bunu vicdan sesini boğmak olarak ifade ederler. Ancak genel tekâmül prensipleri hiçbir varlığın mütemadiyen aşağılara yuvarlanıp gitmesine rıza göstermez. Eğer birey mütemadiyen nefsaniyet tarafına değerler göndermeyi sürdürüyorsa, ona yardımcı varlıklar kuvvetli tesirlerle müdahale eder ve onu mecburi otomatizmaya sevk ederler. Bu hâl, serbest irade ile kolaylık içinde cereyan etmez; insana sayısız ıstıraplı ve sıkıcı hâdiseler hazırlanır; çekişmeler, zorluklar, azaplar ve hatta ölümler yaşanabilir.
Realitelerin zincir halinde düzenlenişi
Vicdan mekanizmasının elemanları, insanın yaşamış ve yaşayacak realitelerini içerir. Geçmiş realiteye nefsaniyet, gelecek realiteye ise vazife denir. Bir realite tamamlandıktan sonra, daha üst bir realiteye doğru ilerleyişi engeller. Fakat bu engel aslında daha sonraki kademede üst realiteyi hazırlamış olan bir önceki kademeden gelmiş bir sonuçtur.
Realite ve idrak arasındaki ilişki
İnsanlar için realite, duygularının temas ettiği varlıklara inanmak demektir. Duyular daima değiştiğinden sabit bir realite yoktur. İdrakler genişledikçe, hisler ve realiteler de değişir ve genişler. Dağa tırmanan bir kişi, dağın eteğinde iken dar bir alan görürken, zirveye çıktıkça geniş bir ovayı tümüyle görür. Böylece idrak yükseldikçe realitelerin kapsamı da artar. Realite aynı zamanda bir bilgidir ve duyulurla bilinen şeylerdir.
Mutlak olmayan realitelerin yapısı
Her kademe ve safha için değişmeyen mutlak bir realite dünyada mevcut değildir. Herkesin kendine özgü duyuş ve inanışları vardır ve bunlara göre mahiyetleri değişik realiteler oluşur. Aşağı kademede yaşayan insanlar henüz içine girmedikleri durumlar, üst kademede olanlar için realite olabilir. Realiteler yükseldikçe alt kademelerin basit realitelerini içlerine alır ve bu basit realiteler yavaş yavaş yeni şumul içinde eriyerek kendi kimliklerini kaybederler.
Üst kademelere yükselmenin gereklilikleri
Realitelerden kurtuluş, herhangi bir realiteyi gelişigüzel fırlatmak suretiyle olmaz. Bir realitenin daha yüksek bir realiteye yerini bırakması istemli bir iş değildir; bu bir gelişim gerekliliğinin sonucudur. Bir realiteden daha üstün bir realiteye geçebilmek için, o realiteden tamamen faydalanılmış, hakim duruma geçilmiş ve iyi hazmedilmiş olması gerekir. Yani o realiteden çıkan sonuçlar öz varlık tarafından benimsenmek ve bilgi durumuna girmek zorundadır.
Realitelerin ardı ardına gelişi
İnsan bir realitede tamamen yaşadıktan sonra, kendisini tatmin etmeyen noktalarla karşılaşıp daha iyisini aradığında, o realite ikinci plana düşer. Böylece eski realiteden kurtulmak için yapılan mücadelelerden hasıl olan olaylar ve dersler, öz bilginin artmasına ve ruhun tekâmülüne sebep olur. Realiteler bir kademede vazife unsuru olan şey, bir üst kademede nefsaniyet unsuru olur; nefsaniyet unsuru olan şey, bir alt kademede vazife unsuru olur. Bu realiteler değişmeyen bir düzen içinde birbirini kovalar; şahsın gelişim ihtiyacına ve idrak kapasitesine göre değişerek birbirini takip ederler.
İntikam realitesinden ayrılma örneği
Babası ya da akrabasını öldüren bir katilin kan davası gütmesi ve intikam almanın bir vazife olduğu inancı, o kademede bir bilgi ve realitedir. Fakat daha üst bir kademede, kendine zarar veren birine karşı intikam duygusunun yersiz olduğu ve buna karşılık her zarar gelmesine af ve müsamahayla cevap verilmesi gerektiği bilgisi vardır. Eğer bu kişi üst kademe realitesine geçmek için dünyaya tekrar gelmiş ve bunu hedeflemiş ise, yardımcı varlıklar onun üst realiteye ulaşması için gerekli güçleri geliştirecektir. Onlar, intikam nefsaniyetinin güçlü bağlarını kırmak ve onu af, müsamaha ve şefkat bilgilerine geçirmek için müdahale edeceklerdir.
Realitelerin öz varlıkta tamamlayıcı işlevi
Realiteler öz varlıkta meydana getirdikleri bilgi bakımından değerlendirilince, birbirlerini tamamladıklarını görmek gerekir. Her realite bir üst realiteyi hazırlayan ve vardılması gereken noktaya kadar zincirleme giden bir bütünün parçasıdır. Geçmiş bir realite gelecek realiteyi hazırlarken, gelecek realiteye bağlı öz bilgiler içinde o geçmiş realitesinin intibası kalır. Böylece gelecek realiteler geçmiş realiteleri kapsamına aldıkça genişler. Örneğin bireysel çıkarcılık realitesi, üst kademede daha geniş ve toplu bir çıkarcılık haline dönüşür; kademeler yükseldikçe bu durum aile, toplum, millet, insanlık ve hatta bütün varlıkları kapsayan bir duruma genişler. Fakat gene de bu noktada, daha yüksek bir realiteye karşı nefsaniyet halinde kalması devam eder.
Bedenden öteye uzanan vazife bilgisi
İnsanın vazife plânına geçecek olan tarafı bedenle değil, başka bir varlık tarafıdır. Beden her dünya hayatı döneminin sonunda toprakta gömülmeye mahkûmdur. Varlık, bir ruha hizmet etmek için çeşitli maddeleri kullanarak kâinat boyunca gelişen ve ilerleyen bir şeydir. Bedenler bu varlığa sadece araç hizmet eder. Şu hâlde realiteler ve bunları oluşturan unsurlar, insan bedenini değil, onu kullanan varlığı vazife plânına hazırlar. İnsan beynince kıymetlendirilen dünya realiteleri, öz varlığa aynı hal ve şekillerde geçemezler.
Dünya realitelerinin öz varlıkta dönüştürülmesi
Öz varlığa geçen değerler, dünya maddelerine ayarlanmış realitelerin kaba hal ve şekilleri değildir. Bunlar öz varlıkta, bu realitelerin husule getirdiği ve varlığın ince bünyesine uygun yüksek ve ince madde kombinasyonları halindeki sonuçlardır. Mahiyetleri insan idrakine göre müphem olan bu sonuçlar, varlıkların gelişimlerine sebep olan derin izlerdir. Bu izlerin derinleşmesi, varlığa ait öz idrakin genişlemesi demektir. Öz idrak varlıkla birlikte olduğundan, idrakin genişlemesi varlığın gelişmesi demektir.
Olayların öz varlıkta meydana getirdiği formasyonlar
Yaşanan realiteler ve bunlara bağlı iyi kötü bütün olaylar insanları çeşitli görünüşleriyle tatmin edip etkilerken, hakikatte bunlar öz varlıkta birtakım formasyonlara ve transformasyonlara sebep olurlar. Böylece çok yüksek madde sentezleri içinde, dünyaki görünüşlerinden bambaşka şekil ve tarzlarda gittikçe değerlenerek zenginleşen ince kombinasyonlar meydana gelir. Bunlar hakiki öz bilgilerdir ki ruhların tekâmülüne hizmet ederler. Realitelerin kaba dünya maddeleri arasındaki maddî şekilleri birbirini hazırlayıp devam ederken, onların öz varlıktaki muradılları daha derin ve ince mânâlar halinde birike birike öz bilgileri beslerler.
Yaşanma ve unutulma kavramlarının ayrımı
Realitelerin yaşanması ve unutulması tâbirlerinin anlamları karıştırılmamalıdır. İki ekran vardır: biri fizik denilen kaba maddeler, diğeri bu maddeleri kullanmak suretiyle bir ruha hizmet eden ince bir varlıktır. Bedenin kabalığı, kaba realiteleri almaya yarar ve varlıktaki öz bilgilerin artmasını sağlar. Realitelerin kaba bedenlere hitap eden kaba görünüşleri unutulması gerekir. Buna karşılık, realitelerin öz varlığa hitap eden cepheleri, kaba görünüşlerinin öz varlıktaki muradılı olan ince mânâlardır. Bunlar birbirini hazırlayan ve birbirine eklenen kıymet parçalarıdır ve öz bilgi sentezini genişletirler.
Vicdan mekanizmasında dualite ve denge
Vicdan mekanizmasında biri vazife, diğeri nefsaniyet yönelişli iki zıt tezahür, birbirini takip eden realitelerden ibarettir. Aynı realite sırasına göre hem nefsaniyete hem de vazifeye yönelebilir. Mıknatıs çubuğu sembolüyle açıklanırsa: çubuğun üst yarısı vazife, alt yarısı nefsaniyet unsurunu temsil eder ve başlangıçta muvazene halindedirler. Eğer vazife realitelerine değerler eklenirse, çubuğun ağırlığı o tarafa kayar ve eski muvazene hattı aşağıda kalır. Fakat muvazene kanunu bu bozukluğa katlanmaz ve değeri artan taraftan az değerli tarafa bir akım başlar. Bu akım, yüksek realitenin daha alt realiteye kıymet parçalarının geçmesi demektir.
Vicdan muvazene hattının yükselişi
Vicdan mekanizmasının vazife cephesine ait değerler arttıkça, nefsaniyet cephesine akan üst değerler, nefsaniyet seviyesini de biraz yükseltir. Bu suretle öz bilgi seviyesi ve idrak yukarılara doğru uzanır. Vazife unsuruna değerler ekledikçe vicdan muvazesinin öz varlıktaki kazançları hızla yükselecek, nefsaniyet unsurlarına bağlanıp üst unsurlar ihmal edildikçe ise öz bilgilerin artması başka kanallardan uzun ve ıstıraplı ameliyelerle otomatik yürüyüşe tâbi olarak yavaşlayacaktır. Şu hâlde gelişim yolunu kısaltmak için vicdan mekanizmasının üst ve alt unsurlarını ayırt edebilecek idrak seviyesine ulaşmak lâzımdır.
İdrakın gelişimdeki temel rolü
Vicdan mekanizmasının insanlıktan evvelki varlıklarda en iptidaî şekillerde içgüdüsel dualiyteler halinde olduğunu belirtmek gerekir. İnsanlık derecesinde idrakli formunu ancak insanlık hayatından itibaren almaya başladı. İnsanlık safhasındaki vicdan mekanizması idrake göre ayarlanır. İnsanlar arasında vicdan mekanizmasının gelişimi, en basit idrak seviyesinden en yüksek idrake kadar çeşitli kademeler gösterir. Vicdanın gelişimi aslında idrakin gelişimi demektir. İdrakın en basit içgüdüsel hâlinin olduğu ilk dünya varlıklarında vicdan mekanizması ancak o seviyeye göre vardır.
İdrak ne demektir ve nasıl başladı
İdrak, madde kâinatında sonsuz madde sistemlerini birbirine bağlayan bir kudrettir ve bu kudretin illeti madde kâinatı dışındadır. Bu kudret sayesinde maddeler arasında münasebetler kurulur. Varlıkların ilk teşekkülünde ruhlar, münkeşif hidrojenin dağınık enerjilerini toplamak suretiyle bu varlıkları oluşturdular. Yüksek vibrasyon mudilesinden ibaret olan bu yüksek enerjilerin meydana gelmesi, idrakin en iptidaî hali olan içgüdülerin bu dağınık enerjilerde tezahür etmeye başlaması demektir. Varlığın mayası idraktir ve ilk teşekkül eden varlık, kendi içindeki bu mayanın tedricen gelişimiyle diğer madde kombinasyonlarını ve sistemlerini birbirine bağlar.
İdrakin vicdan mekanizmasındaki işlevi
İdrakin vicdan mekanizmasındaki rolü, mekanizmanın mahiyetinde mündemiçtir. Vicdan mekanizmasının zıtları arasındaki münasebetlerin kuruluşu idrak mekanizmasıyla vukua gelir ve doğrudan idrakin fonksiyonuna aittir. Başlangıçta bu iş yardımcı tesirlerle olur, idrak gelişim gösterdikçe bu müdahaleler azalır ve idrak vurdanı tamamen kontrol eder. Vicdan realitelerinin birbiriyle münasebetlerinin iyi takdir edilmesi, üst unsurlarla sistem kurulması, muvazenenin yükselişi idrakin fonksiyonuna bağlı işlerdir. İdrak ne kadar mükemmelleşirse, bu fonksiyonu da o kadar iyi çalışır ve vicdan seviyesinin vazife bilgisine yaklaşması o nisbette kolaylaşır. Geniş idrak sahibi insan, çabalarını vazife mi yoksa nefsaniyet unsuruna mı çevirmesi gerektiğini daha iyi bilir ve vazife unsurunu seçtiğinde yüksek madde kombinasyonları kurabilir.
Sevginin temel doğası ve işlevi
Sevgi, dünya hayatının birçok hadisesine ve imtihanlarına sebep olan, öz bilginin teşekkülünde ve vicdanın inkişafında doğrudan ve dolaylı yollardan rol alan en güçlü faktörlerden biridir. Sevgi olmasaydı, öz bilgiyi kazanmanın yolları ve vicdan mekanizmasının müspet veya menfi istikametlerde sonuç üretmesinin fırsatları önemli ölçüde azalmış olurdu. Sevgi hem vicdanın üst unsurlarını destekleyerek müspet yollarda meydana gelen hadiseler yoluyla doğrudan öz bilgilerin artmasına yardım eder, hem de vicdan mekanizmasının alt unsurlarını harekete geçirmesiyle ortaya çıkan acı ve kıyasî bilgiler yoluyla dolaylı olarak öz bilginin artmasına hizmet eder.
Sevginin geniş anlamı ve çeşitliliği
Insanların anladığı dar anlamda sevgi, geniş bir sevgi kavramının inkişaf mekanizmasında aldığı rolün sadece küçük bir parçasıdır. Sevgi, herhangi bir şeye karşı duyulan çekimdir ve her şey, her gerçeklik, insan ve varlıkları kendisine çekebilir. Maddelerin birbirine karşı gösterdikleri fizikoşimik ilişkiler bile yüksek varlıklarda görülen sevginin belki de en maddi ve ilkel bir hazırlığıdır. Bitkiler gıdalarını alarak bünyelerine dahil eder, havanın karbonunu ve oksijenini çeker, bazıları güneşe döner. Hayvanlar ise yavru, eş, aile, arkadaş ve hatta farklı türlerle dostluk ilişkilerine girişirler. İnsanlara gelince, geniş bir idrakle duyulan sevginin yüksek ve zengin tezahürleri bu kademede ortaya çıkar.
Sevginin beden içindeki oluşum mekanizması
İnsanlığın inkişaf kademelerinde en yüksek formunu bulan sevgi, bedenin çok ince madde kombinasyonlarının ortaya çıkardıkları yüksek ve hafif titreşimlerin ve enerjilerin tezahürüdür. Bir insanın geçmiş deneyimleri ve öz bilgileri ile görevli varlıkların müdahaleleri sonucunda beyninin muayyen kısımlarında öyle yüksek ve ince madde kombinasyonları teşekkül eder ki bunlar çok güçlü ve çekici bir alan, bir manyetik alan meydana getirirler. Bu alanlar kendileriyle uyumlanabilecek diğer birçok titreşimi çekerler ve aynı şekilde diğer manyetik alanlar tarafından çekilirler. Bedenler birbirlerini sevmeleri ve birbirlerine sevilmeleri işte bu yolda meydana gelir. Bu ince madde kombinasyonları devam ettikçe neşrettikleri titreşimler de devam eder, değiştikçe titreşimlerin mahiyeti ve şiddeti de değişir, dağıldığında ise sevgi tezahürü biter.
Sempati ve antipati vibrasyonlarının kudreti
Diğer bir insan, bedeni içinde başka tertiplerde madde kombinasyonları kurmakta, ancak bunlar sevilme kombinasyonlarına nisbeten daha kabadır. Bunlardan neşreden titreşimler antipati ve nefret vibrasyonlarıdır. Sevenler ve sevilenbilenlerin bütün bedenleri sempatik neşriyat çıkarırken, düşman olanlar ve kin besleyenler bedenlerinden mütemadiyen antipatik dalgalar yayarlar. İnceliği ve kudreti daha üstün olan sempatik neşriyat, antipatik neşriyat yapan madde kombinasyonlarına çevrilirse, onlardan çok daha güçlü olan bu titreşimler o kombinasyonları silebilir ve dağıtabilirler. Bu sebeple sevenler ve sevilebilenler; düşman olan ve kin besleyenlerden daha çok kudretli ve etkili durumdadırlar.
Sevginin vicdan mekanizmasındaki rolü
Sevgi, müspet veya menfi yollarda kullanılmasına göre vicdan mekanizmasında sonsuz hadise çeşitlerine sebep olarak öz bilgileri arttıran önemli bir inkişaf vasıtasıdır. Sevginin yüksek yönü, kudreti ve karakterine göre vicdanın daima üst unsurlarıyla uyumlanmaya eğilimli bulunduğundan, onun denge hattının mütemadiyen yükselmesine sebep olur. Ancak bu sevgi titreşimlerine kıskançlık, bencillik, gurur, kibir, para ve şöhret hırsları gibi daha basit ve kaba madde kombinasyonlarından çıkan enerjiler karışabilir. Bu kaba madde kombinasyonlarından çıkan ve bedenin ince sevgi kombinasyonlarına devamlı olarak yönelen etkiler yavaş yavaş sevgi kombinasyonlarını zayıflatarak dejenere etmeye başlar ve vicdan mekanizmasının otomatik işlemesinin sonucu olan acı hadiseler ortaya çıkar.
Sevginin iş bilgisine doğru evrilişi
Sevgi vicdan mekanizmasına çeşitli şekillerde karışır, zira onun bir kısmı vicdanın görevinekayıt, diğer kısmı benlikten kaynaklanan bir sürü yönü vardır. Özellikle insanlığın ilk kademelerinde sevginin benlikle ilişkili yönleri hâkim durumdadır. Ancak bazan sevgi saf ve yüksek tezahürleriyle doğrudan doğruya üst gerçekliklere insanı ulaştırır. Sevgi müspet yolda diğerkâmlık yönüyle vicdanın görevinekayıt unsurlarını kuvvetlendirir ve inkişaf mekanizmasında hızlı ve bilinçli bir ilerlemeyi sağlar. Sevgiyle bir insana yardım edildiğinde, denize düşeni kurtarmak için fedakârlık yapıldığında, aç kalmış birini doyurmak veya ağlayan göz yaşlarını sildiğinde insanı ferahlık, huzur ve hatta mutluluk duygusu kaplar. Bu hızlı inkişafın şuurda tezahürüdür. İnsanlara karşı duyulan bu faziletli hisler onlara hizmet etmek ve iyilikleri için her türlü yardımda bulunmayı -ne pahasına olursa olsun- göze almak gibi oldukça şümullü ve yüksek derece lere ulaşır.
Süptil ve sathî zaman idrakları arasındaki fark
Vicdan, gerçeklik, idrak, bilgi, sevgi ve dünyadaki bütün değerler beyin cevherinin imkanları dahilinde şekil almış, maddi görünüşlerden ibarettir. Bunların asıl değerleri öz varlıkta saklı kudretlerde mevcuttur ve fonksiyonları dünyadaki imkanlar içinde sadece öz varlığa hizmet etmek yolunda işler. Bunlar sadece dünyada geçerli, satih zaman idrakiyle ölçülebilen dünya şekilleridir. Bunları besleyen ve inkişaflarına vasıta olan asıl öz varlıktaki değerler ise, öz varlığın tâbi bulunduğu küresel zaman'ın sonsuz denebilecek idrak imkanlarıyla değerlenen hakiki değerlerdir. Sevginin sathî zaman idrakiyle tarif edilen yönü dünyadaki değerlerini ifade eder. Bununla birlikte, bedenlerinden yükselerek tamamen ayrılmış varlıklar süptil âlemlere gittikleri zaman sevginin hakiki anlamlarını anlayabileceklerdir.
Medyomluk ve tesir mekanizması
Öz bilgileri zenginleştiren faktörlerin yanında, bir başka önemli unsur daha vardır: dünyada çeşitli tekâmül kademelerindeki görevli varlıklar tarafından insanların varlıklarına gönderilen etkilerdir. Bu etkiler insanların hem bireysel hem de bu bireyler vasıtasıyla kazanılan toplumsal bilgi değerlerini arttırmaktadır. Bu etkileri alan insanlara medyom denir. Medyomluk, kâinat etkilerini ve vibrasyonlarını alabilme konusunda hassasiyet kazanmış olmak demektir. Medyomluk tepkilerini meydana getiren etkilerin en önemlisi yüksek sezgisel etkilerdir. Medyomların yapılarında sezgisel bakımdan gelen etkileri kolaylıkla ifade edebilme imkan ve gücü fazladır. Genel olarak bakılırsa iki medyomluk tezahürü vardır: sezgisel medyomluk ve fizik medyomluk. Sezgiselde gelen etkiler yüksek idrak kombinasyonlarıyla ilişkili çok ince titreşimlerdir. Fizikte ise gelen etkiler kaba maddeye yöneltilir ve bu maddelerdeki tepkilerin sonucu çeşitli oluşumlar meydana gelir.
Beyin hücreleri ve frekans artışı
Beyin, atomlardan, bu atom topluluklarından meydana gelen ve yüksek fonksiyonları taşıyan moleküllerden oluşmuş kudretli bir organdır. İnsan vücudunun her yerinde hücre bulunur ve her hücrenin kendisine göre muayyen hareket frekansı vardır. Bir hücrenin hareketi ne kadar fazlaysa o hücrenin kudreti ve faaliyeti o kadar yüksek derecede bulunur. İnsan bedeninde en fazla hareketi olan hücreler beyin hücreleridir. Beyin hücrelerinin bu hareket fazlalığı sayesinde dünyaya ait intibalar alabilirler. Şuur merkezleri temsil eden kısımlarda molekül hareketleri en fazla olup, bunlar en akışkan ve kudretli kısımlardır. Beyin hücrelerinin normal koşullarda kendilerine mahsus belirli frekansları vardır ve bunlar çeşitli sebeplerle çoğalabilir. Çoğaldığı zaman faaliyetleri ve kudreti artar. Medyomlara tesir gönderen varlıklar, kullanmak istedikleri merkezlerdeki hareketleri doğrudan doğruya veya şuur kanalıyla arttırarak faaliyetlerini istedikleri şekilde yönetirler.
Uykunun mekanizması ve fonksiyonu
Uyanık durumdayken şuur daima şuurüstü ile bağlantılıdır ve merkezlere karşı da açıktır. Çevreden gelen tesirler alındığından bedeni kontrol altında tutar. Uyku sırasında ise bazı merkezlerin dış dünyayla olan bağlantısı kesilir ve şuur dahil olmak üzere bu merkezler şuurdışına bağlanır. Artık bu merkezler dünya ile değil, şuur ötesi ile ilgili hâle geçerler. Merkezlerin bu şekilde içe dönmesi uyku dediğimiz durumu meydana getirir. Bu merkezler dış dünyaya karşı hareketsiz ve pasiftirler, şuur ötesine karşı ise aktif durumdadırlar. Uyku esnasında şuur ve ilgili merkezler dış âlemin bağlarından özgür bulunduklarından, günlük kazançlarının sonuçlarını şuurdışına aktarmak için bu sonuçların vicdan karşısında ilk muhasebelerini yapabilirler.
Rüyaların mekanizması ve kaynakları
Rüyalar iki şekilde, yani iki tesir kaynağının müdahalesiyle meydana gelir: aşağıdan çevreden gelen veya şuur ötesinden gelen etkiler. Aşağıdan gelenler daha dağınık, belirsiz ve zayıftır. Şuurüstünden gelenler ise daha sağlam, canlı ve derin izlenimlidir. Uyumakta olan bir insanın ayağına hafif bir dokunuş, ayakla ilişkili merkezi uyandırmadan rahatsız edebilir. O sırada bu merkez kendi işiyle meşgul olduğu için çevreden gelen bu tesiri şuuraltına aktarır. Ayaktan gelen tesir şuuraltına girince orada bulunan sonsuz izlenimlerden uygun olanları yakalar ve onları harekete getirir. Böylece şuuraltında otomatik, kontrol edilmemiş bir imajınasyon ameliyesi meydana gelir. Şuuraltından şuura akseden imajlar şuurun frekansının arttırması halinde şuur merkezi bunları idrak eder ve uyanır; işte o anda rüya görülür.
Yukarıdan gelen rüyaların kontrol mekanizması
Bir varlık bir insana rüya göstermek istediğinde, o insanın tâbi bulunduğu varlığın şuurüstü sahasına gösterilecek rüyayla ilgili bazı titreşimler gönderir. Şuurüstüne gönderilen bu etkiler şuurdışı kanalıyla şuura intikal eder ve şuuru ifade eden merkezin moleküllerinin frekanslarını arttırır. Bu, gelen titreşimlerle ilgili izlenimler şuurda idraklerini oluşturur. O sırada şuur, şuurdışına doğru dönük durumdadır ve yukarıdan gelen etkiler maksatlı olduğu için bunlar şuurdışında mevcut olan istenen bir izlenişi uyandıracak şekilde ayarlanmıştır. Şuurüstünden konuşma merkezi vasıtasıyla gelen tesirler şuura iletilir ve şuur bunları şuurdışı kanalıyla tekrar şuurüstüne gönderir. Bu gönderiş tesirin doğru şekilde merkeze gelip gelmediğinin kontrolünün yapılması içindir. Kontrol sonucunda hüküm tekrar şuura gelir ve şuur, görevli merkezelere talimat verir.
Medyomluk irtibatının katmanları ve varlık mesafesi
Bir insana tesir göndermek isteyen varlığın o insana olan mesafesi ne kadar uzaksa, aralarında ne kadar tekâmül farkı varsa, tesirin o insana ulaşana kadar geçireceği dönüştürme kısımlarının veya dönüştürücü istasyonlarının sayısı o kadar fazla olur. Aksine, tesir gönderecek varlıkla tesiri alacak medyom arasında seyyaliyet bakımından yakınlık varsa transformatör istasyonların sayısı azalmış bulunur. Dünyaya en yakın durumda bulunan az sayıdaki tekâmülü varlıklar, temas kurabileceği bazı medyomlarla arada hiçbir vasıta geçmeden doğrudan irtibat kurabilitler. Zira bunların manyetik alanları transformasyona gerek kalmadan birbiriyle temas edebilecek kadar yakın durumdadır. Bazı insanların imtihan geçirmeleri gereğince bu nevi basit varlıkların hâkimiyeti altına girdikleri zaman, görevli varlıklar böyle basit varlıkları onlara musallat ederler ve bu yolla obsesyonlar meydana gelir.
Varlık ve şuur merkezleri arasındaki bağlantı
İnsan varlığının sekizde yedisi beyne bağlanmıştır. Yani varlığın yedi kısmı beyne bağlı, bir kısmı serbest durumdadır. Beyne bağlı olan kısım, şuur merkezi dediğimiz muayyen beyin hücrelerinden oluşmuş bir yeri işgal eder. Şuur merkezi diğer merkezleri ve bunlar da tâli merkezleri yönetirler. Böylece varlığın bedene olan hâkimiyeti şuur merkezinden itibaren derece derece birbirine etki eden merkezler ve istasyonlar vasıtasıyla sağlanır. Varlığın beyne bağlı olan kısmına şuur, serbest kalan kısmına şuur ötesi demiştik. Şuur merkezi daima dışarısı ile, yani varlıkla münasebet hâlindedir ve bu merkezin faaliyetinin azalması veya çoğalması kendisine gelecek etkilerle hareketlerinin azaltılıp çoğaltılmasına bağlıdır.
Şuurüstü ve şuuraltı arasındaki fark
Varlık insanların anladığı anlamda parçalanmalara tâbi tutulamayan süptil bir enerjiler bütünüdür. Binaenaleyh onda maddelerde yapıldığı gibi tabakalar halinde veya iç içe ayrılmış kısımlar düşünülemez. Ancak bazı fonksiyonları izah etmek gereğinde varlıkta böyle ayrı faaliyet durumlarını sembol yoluyla ifade etmek zorunlu hâle gelir. Şuur ötesinin ilk kısmı şuurüstüdür. Bu varlığın dışarıya açık olan yönüdür. Varlığın ruhundan gelen etkiler bunun bu kısmından varlığa girer ve yukarıdan ve çevrede bulunan varlıklardan gelen etkiler de gene bu kısma inerler. Şuur ötesinin ikinci kısmı şuuraltıdır. Bu fonksiyon bakımından varlığın dışarıya kapalı olan yönüdür. Şuuraltı sahasına dışarıdan hiçbir etki gelmez ve kendisi de dışarıya hiçbir etki göndermez. Fakat burası varlığın bütün kâinat boyunca birikmekte olan kazançlarının deposudur. Geçmiş hayatların bütün izlenimleri şuuraltında mevcuttur ve öz bilgiler burada saklanmıştır.
Şuurdışı alanının iki fonksiyonu
Şuurüstü ile şuuraltının şuurla irtibatı vardır ve bunlar birbiriyle alışverişlerde bulunabilirler. Ancak şuurla şuur ötesinin irtibatı doğrudan doğruya olmaz. Köprü görevini gören arada bir vasıta fonksiyon daha vardır ki buna şuurdışı diyoruz. Şuurdışı şuurla şuur ötesi arasındaki gidiş gelişlere vasıta olan varlığın üçüncü bir fonksiyon sahasıdır. Ayrıca şuurdışının diğer bir fonksiyonu daha vardır: dış âlemden, dünyadan, günlük hayattan şuura gelip de henüz öz bilgi hâline girmemiş bulunan bilgilere ait izlenimler bu sahada toplanır ve ölünceye kadar orada kalır. Şuurdışı sahası aynı zamanda şuurun bir bilgi deposudur. Şuur, gerek duyduğu zaman şuuraltına inmeden lâzım gelen materyalleri bu şuurdışından alıp kullanabilir.
Otomatik ve kontrollü medyomluk irtibatları
Kontrollü irtibatları veren varlık, tebliğin anlamını insan idrakına aksettirmek istemiyorsa o zaman öyle miktar ve nitelikte titreşimler gönderir ki bunlar şuur merkezinin idrak molekül gruplarını tahrik edebilecek durumda olmaz. Sadece şuur merkezinin diğer merkezleri sevk ve yönetici molekül gruplarını tahrik ederler ve onun vasıtasıyla verilen tebliğlere ait anlamların o merkezlerde teşekkülünü sağlarlar. Bu durumda otomatik tebliğ ve otomatik faaliyetten bahsedilir. Eğer şuur merkezindeki bütün gruplar, yani idrak molekülleri grupları da tahrik edilirse o zaman şuur hem yönetim işini yapar hem de yaptığından insan biliyor olur. Bu takdirde idrakli irtibatlardan bahsedilir. Kontrollü irtibatlarda, şuur merkezine gelen tesirler şuura da intikal eder ve şuur merkezinin bu etkileri merkezlere iletip iletmeyeceğine karar verir.
İdraksiz kontrolün mekanizması
Merkezin herhangi bir bölümüne ait moleküller faaliyette olmadığında, o bölümden bilinç alanına haber gelmez. Ancak şuurun yönetici molekülleri, o titreşimlerin merkeze yansıyan ve kontrol için yukarıya gönderilen anlamlarını taşırlar. Bu sayede bilinç alanı dışında bir kontrol gerçekleşir. İdraksiz ve idraksiz olmayan kontroller arasındaki fark, idraksız olanında zihinde algı moleküllerinin harekete getirilmemesidir.
Orta seviye varlıklarla irtibatlar
Büyük görev medyumları dışında, bireysel veya küçük topluluk gelişimleri için orta varlıklarla medyumlar arasında sıradan irtibatlarda, kontrol mekanizması bulunmaz. Varlık gönderdiği titreşimlerin doğru nakledilip nakledilmediğini kontrol etmez, sadece tesirlerini medyumun bilim ötesi alana göndermekle yetinir. Ancak bu bilgiyi veren varlık kendisi üst varlıklar tarafından kontrol edilir.
Şuur merkezi ve otomatik işleyiş
Şuur merkezi her zaman beyin merkezlerinin yönetimi altındadır ve ondan emir gelmeden hiçbir merkez faaliyete geçemez. Varlıktan gelen anlamlar sağlığı kontrol edilmeksizin merkez tarafından yürütülür. Bu irtibatlarda bilim altından alınan izlenimler karışabilir ve kontrole tâbi tutulmamalarından dolayı bazen tebliğin anlamını değiştirebilir. Asistanların idraksiz veya otomatik düşünceleri medyumların bilim dışı kanalı aracılığıyla kolayca şuur alanına tesir eder ve bulanıklığa neden olabilir.
Otomatik irtibatın temel koşulu
Beyne gelen her titreşim mutlaka doğrudan ya da başka kanallardan şuur merkezine yansımalıdır. Varlık beyin üzerinden beden ve sinirsel sistemi kontrol ettiğinden, şuur merkezinin onayından geçmeden hiçbir iş yapılamaz. Aksi takdirde varlığın özgürlüğüne tecavüz edilir ve organizmanın bütünlüğü bozulur. Bu yüzden dışarıdan gelen tesirler mutlaka şuur merkezinin tasvibinden geçmek zorundadır.
İnsan bilinci ve varlık bilinci farkı
Şuur merkezinin idrak hücrelerinde idrak oluşmaması, tesirin asıl varlıkta da algılanamayacağı anlamına gelmez. Otomatik olan, yani şuur merkezindeki idrak molekülleri tarafından ve insanlar tarafından bilinmeyen bir olay, asıl varlık tarafından algılanmış olabilir. Bu fark, insan bilinci ile varlığın bilinci arasında temel bir ayrılık oluşturur.
Otomatik tebliğin çeşitli sebepleri
Yüksek bir varlık, vereceği tebliğin bazı anlamlarını medyumdan saklamak isterse, şuur merkezindeki idrak hücrelerine dokunmadan tesirlerini iletir. Şuur merkezi tebliğin anlamını anlamadan otomatik olarak onu onaylar. Bazen medyomun yapısı ve şuur merkezinin durumu, gelen tesirlerinin anlamlarına ait izlenimler oluşturmaya uygun olmayabilir. Bu durumların tümü, gelen tesirlerinin anlamları şuura yansıtılmaksızın sadece yapılması gereken işlerle ilgili izlenimlerle şuur merkezi çalışır.
Obsesyon mekanizmasının temelleri
Obsesiyon, geri bir irtibatın karakteri nedeniyle obsede olan varlığın özgürlüğünü, obsesyonun şiddeti ölçüsünde ortadan kaldırır. Obsesyonu yapan çok geri bir varlık, dünyanın yoğun insanlık tabakalarına en yakın durumda olmalıdır. Bu varlık kaba tesirlerini doğrudan şuur ötesi alana gönderir, transformatör vasıtalardan geçmez.
Obsesyonda şuur ötesinin işgali
Obsesörün kaba tesirleri şuur ötesi alandan şuur sahasına girince o sahayı işgal eder ve şuura tamamen hâkim olur. Bu hâkimiyet ilerledikçe obsesör, şuur ötesi sahasını tamamen kaplar ve kendisi onun yerine geçer. Artık insanın asıl varlığından gelen tesirler kesilir ve tesirleri obsesör varlıktan gelmeye başlar.
Hipnozun mekanizması ve obsesyon
Hipnotizör, çeşitli yollardan gönderdiği tesirlerle süjenin şuur ötesi ile şuur ötesinin ötesü arasındaki irtibatını aşağıdan keser ve kendi tesirlerini şuura göndermeye başlar. Teknik olarak bu obsesyon ile çok benzerdir. Hipnotizör tesirlerini açık şuur dışı kanalı yoluyla direkt olarak şuura gönderir. Hipnotizör irtibat tesirlerini göndermezse süje tamamen idraksız ve otomatik hareket eder.
İlham ve yaratıcı zekânın kaynağı
İlham, bilim, sanat ve fikir hayatında insanların deha diye adlandırdıkları tezahürlere sebep olan irtibatlar, büyük görev planlarına mensup olmayan yardımcı varlıklar tarafından gönderilir. Bunlar orta derecedeki irtibat mekanizmasına tabidir ve trance gerekli değildir çünkü ilhamlarda uzun tebliğ akışı yoktur, kısa ve kesik kesik gelirler.
Dinlerin görev planındaki rolü
Vazifeliler tarafından medyumlar aracılığıyla dünyaya verilen bilgiler ekseriyetle toplumsal planlarla ilgili büyük hareketler meydana getirir. Büyük vazife planının yüksek varlıkları, insanlar arasında büyük hareketi uyandırabilmek ve kütlesel dönüşümler sağlamak için dünyaya inerler. Kurduğu din müesseseleriyle büyük toplumsal devrimlere sebep olmuşlardır ve vicdanların yüksek seviyelere ulaşmasını sağlamışlardır.
Din sembollerinin gelişim sürecü
Tanrı kavramı, üst titreşimlerin yardımıyla insanların asıl varlıklarından kopup gelen bir ihtiyacın idraklerdeki ilk güçlü yansımasıdır. İlk zamanlarda insanlar bu ihtiyacı sadece beş duyu organının sınırlı imkânları içinde arayabiliyorlardı. Yardımcı varlıkların gönderdikleri sezgiler ancak beş duyu organına hitap edebilecek sembollerle mümkündü, örneğin güneş sembolü tanrıyı temsil ederdi. Zamanla insan idrakleri geliştiğinde bu semboller artık yeterli gelmemiş, kitabî dinler dünyaya indirilmiş ve sembol anlamları daha açıklanmaya başlamıştır.
Dinler ve insanlık gelişiminin hazırlığı
Her din, zamanının insanlarının yaşadıkları gerçeklerin sınırları içinde idraklerinin varabileceği en üst sezgi sınırlarına kadar öğretti. Dinler insanları ibadet şekilleri ve sorumlulukları aracılığıyla görev sezgisinin disiplinine hazırladı. İnsanları birbirini sevmeyi öğreterek vazifeye yönelişin büyük hazırlıklarını yaptı ve vicdanlarını üst gerçekliklere yöneltmek için gerekli olan her türlü hareketi aşıladı. Böylece dinler, insanlığı gelmekte olan büyük dünya dönüşüm devrine hazırladı.
İnsanın idraksel gelişme süreci
İlk zamanlarda insanların otomatik sezgi seviyesindeki idrakleri vardı ve daha çok bireysel hayatlar geçiriyorlardı. Küçük topluluklar açlık kaygısı, korku ve cinsiyet ihtiyaçları gibi basit dürtülerden oluşuyordu. Bu basit seviyede şümullü toplumsal hayat kurulamamıştı çünkü insanlar topluluk ve yönetim kurmak için gerekli güce sahip değillerdi. Bu yüzden üst plânlar insanları dışarıdan müdahalelerle hazırlamak zorunda kalmıştır.
Ruh ve beden farkı, ırk meselesi
Ünite'den süzülerek gelen icaplar gereğince yüksek vazifelilerin tesirleriyle insanların yapılarında ve idraklarında çeşitli farklılaşmalar meydana gelmiştir. İdraklerin bedenleri üzerine yaptıkları oluşumların sonucu olarak muayyen gruplara mahsus müşterek vasıflar ayrılmıştır ve bunlar ırkları meydana getirirler. Irk farklılıkları aslında idraklerin bedenlerine yapmış oldukları dolaylı tesirlerinin ve çevreden gelen etkilerin sonucudur. Bütün insanlar, renkleri ne olursa olsun, aynı yolda aynı hedefe doğru tırmanmaktadırlar ve bu yolculuk evrenseldir.
Millet ve devlet yapılarının işlevi
Millet veya devlet, müşterek hedeflere müteveccih muntazam, programlı ve tertipli bir çalışma mekanizmasına tabidir. Millet topluluğu birçok yan teşekkülle oluşur ve bunlar hiyerarşik bir sırayla birbirine bağlanmıştır. Zâhiren maddi hedeflere yönelmiş görünen bu mekanizmanın bütün faaliyetleri aslında topluluğun üst plânlara simetrik olması açısından insanları hazırlamaktır ve bu hazırlık görev sezgisinin hazırlığıdır.
Milletlerin görev planındaki konumu
Dünyadaki hiçbir millet münferit ve tek başına değildir; hepsi aynı hedefe müteveccih direkt ya da dolaylı bağlarla birbirine bağlıdır. Bu teşekküller, dünya üstü vazife planının hedeflediği noktalara insanları götürür ve büyük bir uyum içinde aynı elden yönetilir. Vazifeliler, bu yapı içinde her bireyin ve organın işlerini doğru ve dürüstlükle yapmasını çeşitli araçlarla sağlamaya çalışırlar. Toplulukta yapılan aykırı faaliyetler bütün topluluğu sarsabilir ve koordinasyon bozulabilir.
Ferdî ve toplumsal planlar arasında ilişki
Ferdî plan, mukadderatın ilkesine göre her bedene mahsustur ve o bedenin tekâmülün icaplarına göre ayarlanmıştır. Toplumsal plan ise kâinatın bütün varlıklarını bağlayan ve bütünü düzenleyen yüksek mekanizmadır. Fert, yaşamakta olduğu toplumsal plânı, vazifeliler tarafından hazırlanan sonsuz hayat kombinasyonu içinde bulur. Tekâmül ölçüleri, ihtiyaçlar ve durum ayarlanmaları her fert için değişir. Tek bir kişi için doksan dokuz kişi seferber edilmez; vazifeliler son derece ince tertiplerle insanları birbirlerine görev yüklü bir şekilde ayarlarlar.
Ailenin hazırlayıcı rolü
Aile, bir toplum cüzü olarak insanları vazife planına hazırlayan en mükemmel vasıtadır. İnsanlığın büyük mânâları, küçük bir aile topluluğundaki bütün inkişaf materyalleri zenginliği içinde hulâsa edilebilir. Dünyada hiçbir tekâmül unsuru, aile bilgisinin şümulü ve icapları dışında kalmış değildir. Aile ocağının nimetlerinden herkes kendi ihtiyacı nisbetinde ve derecesinde faydalanmıştır.
Cinsiyet ve aile teşekkülü
Cinsiyet, aile teşekkülünün en iptidaî ve basit hazırlığının başladığı yerdir. Bu, birçok mekanizmanın düğüm noktası olmakla beraber, dünyada acı, tatlı pek çok hadiseler, saadetler, felâketlerin de düğüm noktasıdır. Cinsiyet, vazifeye ve nefsaniyete yönelen vicdan mekanizmasına çeşitli şekillerde müessir olur. Hem faziletli, yükseltici imkânlara yol açabilir, hem de felâketlerin ve ıstırapların kapılarını açabilir. Cinsiyet otomatizması, aile hayatının ilk kudretli hazırlayıcı unsurudur.
Aile hayatının meşakkatli yönü
Aile müessesesinin hazırlamakta olduğu inkişaf unsurları insanları mutlaka memnun edici mahiyette olmak zorunda değildir. Bilâkis, bunların çoğu külfetli, zahmetli, meşakkatli, üzüntülü ve ıstıraplı karakterler gösterir. İşte aile kurumunun en kuvvetli ve inkişafa en yararlı tarafını bu sert, haşin ve mazbut çehresi teşkil eder. Aile daha kurulmadan evvel, ona tekaddüm eden hadiseler, eşlerin bir araya gelmesinde güçlükler, dargınlıklar, tartışmalar hatta cinayetler bile meydana gelebilir. Bunlar, menfî yollarda telâkki edilen, fakat kuvvetli tekâmül materyalleridir.
Evlilik ve çocuk büyütme imtihanları
Ailenin teessüsünden sonra geçim dâvası, eşlerin anlaşma dâvası, evlilik şartlarına intibak dâvası gibi pek çok mesele ortaya çıkar. Çocukların doğması, hastalıkları, sağlıkları, ölümleri, kazaları ana ve baba için bazan haz, bazan elem yollarından geçen müşahedeler temin eder. Çocuklarının talim ve terbiyeleri, iyi veya kötü yetiştirilmeleri gibi problemlerin ana ve babaya düşen mesuliyet duyguları, ayrı karakterler taşıyan namütenahi birer imtihan, görgü ve tecrübe mevzuudur.
Aile hayatının hakikî değeri
Mesut görünen bir aile, bedbaht görünen bir aile, facialarla dolu hayatlar geçiren bir aile, sakin veya gürültülü bir aile—çeşitli hayat şartlarına tâbi bütün aileler, fertlerin ihtiyaçlarına göre ayarlanmış kuvvetli birer yükselme vasıtasıdır. Bu kıymetli vasıta, bütün zevkleriyle, saadetleriyle, acılarıyla, felâketleriyle, insanların hedefi olan vazife planı için lüzumlu sezgilerin hazırlanış tatbikatına en mükemmel bir zemin olur. Dünyaya gelen çocuğu için sevinen bir anne ne kadar yükseliyorsa, ölen çocuğu için gözyaşı döken bir anne da durumunda o kadar ilerlemeler kaydeder.
Toplumsal görevler ve işbölümü
Güneş manzumemizin bütün küreleri arasında inkişaf materyali en bol olanlardan birisi dünyadadır. Bu materyallerin, çeşitli ihtiyaçlara göre tanzim ve tertip edilmiş, insanların işlerine yararlı hâllere sokulmuş olması lâzımdır. Bu işlerle vazifelenmiş vazife planının varlıkları, liyakatleri ve kudretleri derecelerine göre muhtelif vazife organizasyonları içinde vazifelerini yaparlar. Dünyadaki millet, devlet, aile gibi bütün toplulukların sevk ve idaresi yukarılara bağlıdır ve bunun gayesi, insanların hedeflerine ulaşabilmelerine yardım etmektir.
Menfaat ve otomatik işbiriği
İnsanlar, dünya realiteleri ve kıymetlerine göre, toplulukların sağlayacağı menfaatlere karşı istekli ve muhteris olarak katılırlar. Bu isteklerin çeşitleri, her şahsın nefsaniyet cüzülerinin keyfiyet ve kemiyetine göre değişir. Büyük bir haydut çetesi kurulabileceği gibi, temiz bir sevgi insiyakıyla bir ailenin bütün yükleri altına seve seve girebilir. Fakat bütün bu teşekküllerin asıl büyük kıymetleri—insanları üstün ve hakikî kazançlara götürecek olan yanları—hemen hemen kimse görmek ve düşünmek istemez.
Vicdan mekanizması ve öz bilgi
Dünya idraki ile kıymetlendirilen vicdan realiteleri, varlığın öz bilgisi değildir. Bunlar, varlığın kaba maddelerdeki bedenlenmelerinin icaplarına göre madde durumlarında çeşitli formlar arz eden görünüşlerdir. Zıt unsurların çarpışmaları neticesinde doğacak hadiselerden alınacak kıyas bilgileri, idrak kanalıyla varlığın öz bilgisinin değerlerini arttıracak. Vicdan mekanizmasını işleten bu realiteler, bir taraftan öz bilgileri arttırırken, diğer taraftan kuvvetini öz bilgilerden alarak üst realitelere doğru kayabilmektedir.
Huzur ve huzursuzluk döngüsü
İnsanlar mütemadiyen huzur ve huzursuzluk içinde münavebe ile yaşarlar. Huzur, idraki nisbetinde tatminkâr bir duruma sokar ve insanı kendisini halledilmiş problemler içinde görür. Fakat vicdan muvazene hattı bozulduğu anda keyfi kaçar ve ıstırap meydana gelir. Bu huzursuzluk ve ıstırap, vicdan realitelerinin daha üst seviyelerde denkleşmelerini ve öz bilgilerin artmasını neticelendirir. Bulunulan kademenin hazmedilmiş realitelerini takip eden teşevvüşleri atlatmaya çalışarak üst realitelere ulaşmak gerekir.
Vicdan muvazenesinin iyileştirilmesi
Bir insan huzorsuzluk veya ıstırap ile karşılaştığında, derhal kendisini toplayarak idrakını vicdanının unsurları arasında dolaştırması, o zamana kadar iltifat etmediği vicdanının üst unsuruna yönelmesi gerekir. İstekleriyle o üst unsura değerler göndermeli, alt realiteye ait istekleri, itiyatları, arzuları geri plânlara atmalı ve bunun için gerekli cehit ve gayretleri göstermelidir. Bunu yaptıkça vicdan muvazenesi yavaş yavaş üst seviyelerde teessüs etmeye başlar ve bu tahakkuk ettikçe yeni doğacak huzur ve sadaetin neşesi geçmiş mihnet ve meşakkatleri siler.
Nefsaniyetin gerekli olması
Ruhun tekâmülüne yarayacak bilgilerin öz bilgi hâline geçmiş olması, varlığın öz malı olması şarttır. Bu, ancak hadiseler içinde varlığın yoğrulması ve cehit ve gayretler sarf edilmesi ile temin edilebilecek bir keyfiyettir. Eğer hadisenlerin içinde yoğrulma ve boğuşma imkânlarını hedef tutan âmiller olmasaydı, zahmet verici hadiseler ortaya çıkmaya lüzum kalmazdı. İnsanlar hakedilmemiş vetirelerle tekâmül yolunda yürütülebilselerdi, muayyen hareketlerin içinde idraksizce sürüklenebilirlerdi. Fakat varlıkların idrak ve hürriyetlerine bağlı olmaksızın tam bir makine gibi işleyen ilerleme mümkün değildir.
Hakediş ve kıyas bilgisinin önemi
Varlıkların tescil emedikleri hâdiselere sokuldukları takdirde, onlardan insanlık safhasına lâyık faydaları temin edemezler. Bu takdirde, illet ve neticelerini tâyin edemeyecekleri hadiselerinin tecelliyatında kıyas bilgisine girebilmeleri mümkün olmaz. Ne olursa olsun, illet ve neticeleri bilinmeyen hadiseler insanlar için boş ve gayesiz kalır. Ancak, hakedilmiş acı veya tatlı hadiseler arasında yoğrularak çıkmanın illiyet prensibi muvacehesinde geçirilecek kıyas bilgisi, tekâmül unsuru olan öz bilgileri meydana getirir. Demek ki insanların, tekâmül ihtiyaçlarına ayarlanmış hadiselerine müstahak olmaları lâzımdır.
Nefsaniyet mücadelesi mekanizması
Vazife-nefsaniyet mücadelesi mekanizmasına lüzum vardır ve nefsaniyet bunun için inkişaf yolunda kıymetli bir unsurdur. Bu mekanizmada nefsaniyet, bütünüyle ve cüzüleriyle cehit ve gayretleri kamçılamak ve insanı kıyas bilgisine sürüklemek için vaz'edilmiş mükemmel ve esaslı bir vasıtadır. Tekâmül mekanizması hayatlar boyunca artan hızını, bu nefsaniyet unsurlarının, zâhiren menfî görünen kudretlerinden alacaktır. Kırılacak odunun mukavemeti olmazsa, balta kullanmaya lüzum kalmaz. Nefsaniyet bu odunun mukavemeti gibidir ve balta da nefsaniyeti yenmek için yapılacak mücadelelere ait cehit ve gayretleri sembolize eder.
Beden ve varlığın ilişkisi
İnsan, bir ruhun kâinattaki tekâmülünün vasıtası ve ifadesi olan varlığa tahsis edilmiş madde cüzülerinden müteşekkil kombinezonlar bütünüdür. Beden, bir varlığın dünyadaki hizmetine tahsis edilmiş, kendi inkişaf zaruretlerine göre kullanabileceği maddî bir vasıtadır. Varlık, hakimiyeti altında bulunan bedenin kaba maddî durumundan istifade ederek onun vasıtasıyla dünya maddelerine tesir eder. Bu olaylar bedenin tâbi olduğu satıh zamanı realitesine göre cereyan eder. Bunu mukabil, maddelerden gelen tesirler kürevî zaman idrakiyle kıymetlenerek varlığın idraki kanalıyla ruha aksederler.
Ünite ve kâinatin projeksiyonu
Kâinattaki tekâmülün yürüyüşü, aslî prensipin kudretini temsil eden bir projektör ışığı konisi ile sembolize edilir. Bu ışık konisinin tepesi aslî prensibin kendisi değil, sadece kâinatımıza mahsus bir kudretidir. Işık konisinin tabanı, aslî maddeden başlayarak hidrojen, nebat, hayvan ve insanlık safhasından geçerek, nihayet insanüstü ve vazife planı safhasına ulaşır. Bu safhada ruhların davranışlarıyla icaplar birleşmeye başlar ve varlıklar kendi idrakleriyle ışık konisinin hüzmelerine tırmanır. Nihayet koninin tabanı, icapların bütünü ile ruhların davranışlarının tam bir vahdet hâline geldiği, ünite denilen tek nurlu noktaya ulaşır.
İnsanlığın hazırlayıcı konumu
İnsanlık, geçirilmiş az çok pasif inkişaf safhalarıyla, gelecek aktif ve hakikî tekâmül planları arasında yarı idrakli ve subjektif hazırlıkları temin eden arasat bir plândır. İnsanlığı müteakip vazife safhasına geçilecektir. İnsanlıkta idrakler henüz vazife bilgisiyle aydınlanmış bulunmadığından, vazife planına ait aktif intibaklar insan hayatında başlamaz. Fakat insanlık, artık idrakli yükselişlerin başladığı vazife safhasının eşiğine ulaşmış ve o safhanın doğrudan doğruya hazırlıklarına başlamıştır.
Mâşerî planın koordinasyon gerekliliği
Mâşerî plan, kendi imkânları içindeki inkişaf icaplarını yerine getirmek için, birbirine dayanarak yan yana yürüyen ferdî planların bir sentezidir. Büyük vazife planında her şeyden evvel tam mânâsıyla bir koordinasyon ve kooperasyon vardır. Orada, o plandaki organizasyonların gruplarına göre, aralarında tam bir vahdet ve bütün faaliyetlerinde birbirinden ayrılmaz bir işbirliği mevcuttur. Münferit hâllerde çalışmakla bu kadar sıkı bir koordinasyon ve kooperasyon hazırlığı tatbikatını yapabilmek mümkün değildir. Bundan dolayı insanlar, mâşerî plânları içinde otomatik vasıflarıyla, büyük vazife planının yüksek sezgilerini hazırlayıcı tatbikatları sağlayan kuvvetli vâsıtalardır.
Ölümden sonra varoluş ve izolasyon
İnsan ölüm sonrasında şiddete maruz kalabilir çünkü çevreden gelen tüm tesirler kesilir. Bu durum, odada kapalı kalmış ve duyularından mahrum bırakılmış bir insana benzer, ancak daha derin ve içsel bir yalnızlıktır. Spatyom hayatında varlık kendi varlığından başka hiçbir mekânı olmaz. Dünyayla, dünya üstüyle ya da benzer diğer varlıklarla iletişim kurmak mümkün değildir. Bu izolasyon, varlığın ilk intikalinde devam eder ve sonra dışarıdan gelen tesirlerle kırılır. Böylece varlık yavaş yavaş kendisini, çevresini ve ihtiyaçlarını tanımaya başlar.
Muhasebe ve murakabe dönemi
Ölümü takip eden dönemde varlık, dünya hayatı boyunca kazandığı şeylerin muhasebesini yapmalıdır. Daha önce uykular sırasında bilinçaltına atılan bilgiler, bu sırada hazmedilir ve özümsenir. Spatyom hayatı, derin ve esaslı muhasebe anıdır. Bu bilgilerin kıyaslanması sırasında acı duygular dünyada yaşandığından binlerce kat daha şiddetli olabilir çünkü çevreden gelen hafifletici tesirler mevcut değildir. Varlık bu sırada çok şaşırtıcı durumlar yaşayabilir, buna teşevvüş hâli denir.
Hazırlık ve yeniden bedenlenme
Spatyomda muhasebe tamamlandıktan ve bilgiler hazmedildikten sonra, varlık yardımcı tesirler almaya başlar ve kendini tanır. Eksiklerini tamamlamak için tekrar dünyaya dönme ihtiyacını hisseder. Vazifeliler bu ihtiyaca göre hareket ederek, varlığın dünyada uygulaması gereken kişisel ve toplumsal planı tanzim eder. Varlık bu plana istekle bağlıdır çünkü selametinin yalnızca bu planın tatbikatıyla mümkün olduğunu kavramıştır. Bedenlenirken kürevî zaman idrakinin zenginlikleri silinir ve yüzeysel zaman hakimiyeti altında yeniden yaşam başlar.
Vicdan gelişimi ve görev bilgisi
İnsan her şeyden önce vazifesinin ne olduğunu, nereden gelip nereye gittiğini bilmelidir. Bilhassa iyilik ve kötülüğün doğru anlamını kavraması gerekir. Iyilik, vicdanın üst realitelerini ilgilendiren bir kavramdır; kötülük ise alt realitelerini ilgilendiren bir kavramdır. Yapılan her işin aynı zamanda hem aşağıya hem yukarıya zarar vermemesi gerekir. Bunun dişında, görev bilgisine tam erişmek bir insanın ancak on binlerce sene insan bedeni içinde geçen hayat zincirinin halkalarını tamamladıktan sonra mümkün olabilir.
İyilik ve kötülüğün hakiki tanımı
Bir tarafa yapılan iyilik eğer gerçekten iyilikse diğer tarafı da faydalandırır, zarara sokmaz. Örneğin hırsızlık huyundan kurtarmak için çocuğunu döven baba, başka biri tarafından kurtarılırsa bu görünüşte çocuğa iyilik gibi görülse de babanın vazifesini bozduğu için aslında her iki taraf için de kötülüktür. Dikkatli hareket ederek kötülüklerden kaçabilen insan süratle yükselir. Başarısız olursa, otomatik yollardan, zorlayarak tekmin edecek imkânlar ve tertiplerle vazifelilerin yardımıyla ön üne konur.
Din ve ahlâk müesseselerinin rolü
Vazife planına hazırlanışın ilk vicdanî akışlarını din ve ahlâk müesseseleri izah etmiştir. Vicdanın bu ilk akışları faziletler ve reziletler düalitesi içinde ele alınmış ve müeyyideler, vicdanın üst zıddını teşkil eden faziletlere insanlığı otomatik olarak yöneltmiştir. İyi olanlara vadedilen cennet ve kötü olanlara mahsus cehennem sembolleri bu otomatizmanın en kuvvetli müeyyideleridir. Vicdanın alt kademelerindeki tüm yürüyüşler cehennem mefhumuyla ifade edilmesi güç olan acıları beraberinde taşırken, vicdan düalitesinin yukarılardaki muvazene seviyeleri feragate ve vazife sevgisine dayanan cennet sembolüyle ifade edilen saadet duygularını taşır.
Üst kademeler ve vazife sevgisi
Vicdanın üst kademeleri feragat ve fedakârlıkla müterafıktır ve alt kademelerin ihtiraslarıyla geçilemez. Üst kademeler vazife bilgisine en yakın basamaklardır. Aşağılarda iş karşılığında beklenen ücret kavramı, yukarılarda yerini vazife sevgisine dayanan hasbilik realitesine bırakır. Hırsla peşinden koşulan şahsî menfaatler üst kademede bir ıstırap kaynağı bile olabilir. Bu seviyeye gelen varlık, işini canla başla çevresi için yapabilme kudretine erişir ve dünya hududunun üst kademelerinden vazife alanlarına atlamaya hazır olur.
Bedenlenme sayısının tahmini
İnsan idrakinin insanlığa ait üst hudut çizgisine varabilmesi için geçirmesi gerekli hayat sayısı, kesin olmamakla beraber, ortalama olarak 500 ile 700 bedenlenmeye münhasır olduğu bir vakıadır. Bu rakamın kesin söylenememe nedeni gayet tabiîdir çünkü her insanın bir hayatının sürdüğü mukadderat zaruretleri nedeniyle kesin ifade edilemez. Varlığın cehit ve gayretlerinin sonuçları dünyevi koşullar tarafından değişebilir ve ne zaman hangi gelişim kademelerine ulaşılacağı önceden kestirilmesi imkânsızdır.
Zaman ölçüleri arası farklar
Dünya ötesindeki ve üst plânlardaki zaman ölçüsü, dünya zamanına uymaz. Dünya üstü zaman ölçüsünde bir saniyeyi dünyada asırlar içine çeşitli şeyler sığabilir. Rüyalar ve boğulanların son saniyelerinde yaşadıkları bunu örneklendirir. Ancak dünyaya mahsus zaman idraki dünya için eksik, hatalı değildir; tam ve mükemmeldir. Dünyaya ait teknik ve mekanizmaları öğrenirken dünyaya has zaman idrakini dünya dışı zaman formlarıyla mukayese etmek lüzumsuz ve hattâ zararlıdır çünkü aradaki büyük fark dünya realitelerini silip süpürür.
Zaman ve idrak arasında paralellik
Zaman mefhumlarının genişlemesiyle idraklerin inkişafı başbaşa yürümektedir. Yüksek zaman idrakinin teessüs etmesi, inkişafın muayyen kademelerini aşması ile mümkün olur. Yüksek âlemlerde, o âlemlerin idraklerine hitap eden zaman durumları vardır. Sathî zamanda başlangıç ve son noktaları vardır çünkü bu zaman teşekkülü dünya maddesiyle ilgili bir zaruretten kaynaklanır. Yüksek idrakler için başlangıç ve bitiş anlamları insanların düşündüğü kıymeti taşımaz ve bambaşka mânâlar içerirler.
Sathî ve idrakî zaman arasındaki yapısal fark
Sathî zamanda idrakler basit bir zaman sistemine tâbi olurlar ve bu basitlik dünya maddelerinin zarureti nedeniyle ortaya çıkar. Zaman, muayyen başlangıç noktası, periyotlar halinde birbiri ardından gelen noktalar ve kesin son noktaları ile karakterize edilir. Halbuki yüksek zaman idraki büyük farklar arz eder ve bu idrak değerleri basit zamanınkine nazaran çok zengin ve şümullüdür. Yüksek idrakte zaman akışında geçmiş, hâlihazır ve gelecek durumları tek istikamette birbiri ardından gelmez; bunların hepsi bir yekûn olarak tek bir oluşa bağlanır.
Sathî zaman geometrisi
Sathî zamana denir ki üç boyut kapsamında basit zamanın akışı, bir satıh üzerindeki helezonî daireler halinde tek istikamette seyreder. Şemada görüldüğü gibi, bir Z-Z' düz hattının a noktasından amut olarak delip geçtiği o-p-s-r satıhı vardır; bu satıh Z-Z' hattına tamamen amuttur. Sathî zaman idrakinin yürüyüşü, Z-Z' hattını temsil eden aslî zaman üzerinde hiçbir mesafe katetmez, sadece hattın a noktası etrafında devirler yapar durur. Doğumdan ölüme kadar insanın melekelerinin gelişimi bu helezonun çeşitli noktalarında temsil edilebilir.
Kürevî zaman mekanizması
Yüksek zaman idrakine kürevî zaman idraki denilir. Bu idrak sathî zamanda olduğu gibi satıh üzerinde tek istikametteki helezonlar hâlinde değil; bir kürenin bütünü içinde, her tarafa akarak yürüyen bir mekanizmadır. Kürenin merkezinden sonsuz olan muhit noktalarının her birine yürüyen sonsuz istikametler ve bu istikametlere tevafuk eden sonsuz şümule mâlik zaman akışı vardır. Bir küre içinde sonsuz sayıda sathî zaman imkânı mevcuttur ve bütün bu ayrı zaman idraklerini bir tek oluşa bağladığımız anda kürevî zaman idrakini canlandırırız.
Sathî ve idrakî zaman karşılaştırması
Dünyada yaşayan bir insan bir anda ancak zamanın bir tek satıh üzerindeki seyri içinde idrakini kullanabiliyorsa, dünya üstü plânda yaşayan varlık aynı anda idrakin neredeyse sonsuz misli olan idrakî zaman içindeki idrakini kullanabilmektedir. Bu idrak dünyada yalnızca tasavvurla sezilebilir. Sathî zaman idrakiyle insan muayyen anda tek istikamette hareket edemek zorunda kalırken, idrakî zamana tâbi varlık sonsuz istikametlerdeki geçmiş, hâlihazır ve istikbal mefhumlarını bir tek oluşa bağlayarak aynı anda yaşamak imkânına sahiptir.
Mekân kavramı ve zamanla bağı
Mekân, maddenin muhtelif unsurlarını lokalize etme zaruriyetinin ifadesidir. Zaman olmayınca mekânın mevcudiyeti ve âlemlerde tezahürü mümkün olmaz. Aslî zaman akışının âlemlerde tezahür edebilmesi için o âlemlerin bünyelerine uygun mekân mefhumuna ihtiyaç vardır. Sathî zaman için mekân, helezonî istikametteki hareketin akış istikametini ve periyotların başlangıç-bitiş noktalarını tesbit etmek için maddî vasatın o harekete bağlanışıdır. Zaman ve mekân birbirinden ayrılamaz; bunlar aslî prensipe bağlı iki prensibin kâinattaki tecelliyatıdır.
Sathî mekânın tanımı ve uygulaması
Sathî zamanda mekân, bedenin hareketlerinin maddeye olan irtibatı ve maddenin bu irtibatlardaki değeridir. Havaya atılmış bir taş örneğinde: taşın hareketi, periyot karakteri, hareketi tesbit eden hava, ve hareketin havaya kıyaslanması olmak üzere üç şart vardır. Bu üç şartla tezahür eden hareket sathî zaman idrakine mahsus mekânı meydana getirir. Bir bedenin idraki karşısında, hareketlere bağlanarak periyotları tesbit eden vasat bir mekândır. Bu, metrekarelik toprak, şehir, memleket, kıta ve dünya olarak sonsuz nüanslarla derecelenebilir.
Kürevî mekân ve imajinasyon
İdrakî zamana ait mekânı anlayabilmek insanlar için çok zor olacaktır. Dünya idrakine göre böyle bir mekân realitesi yoktur. Muhayyile yani imajinasyon çok süptil bir madde vasatıdır ve imajinasyonda yaşatılan mekân reel ve hakikî bir kıymettir. Kürevî mekânı oluşturmak için hayalen bir küre içinde sonsuz istikamette sonsuz zaman akışlarını ve bu akışları tesbit eden sonsuz vasatları bir tek zaman ve mekân imiş gibi düşünmek gerekir. Böylece küre içindeki sonsuz hareketleri bağlayan imajinasyonun kendi kendisiyle birlikte bu tümü, idrakî veya kürevî mekânı meydana getirir.
Küre zamanda genişleme ve inkişaf
Küre zamanındaki inkişaf hatları paralel olarak değil, mütemadiyen birbirinden uzaklaşarak genişler. Bu durumu açıklamak için içiçe girmiş dört küre hayal edebiliriz. Merkezleri müşterek olan bu küreleri ortasından keserek bakarsak, her kürenin ayrı bir maktası görülür. Bu maktalar merkezden muhîte doğru (a, b, c, d) durumuyla teşekkül eder ve merkezdeki en küçük kürenin gittikçe büyüyerek almış olduğu dört ayrı safhasını gösterir.
Koninin yapısı ve mesafe gösterimi
En küçük makta (a) sabit tutularak en büyük makta (d) bir fotoğraf körüğü gibi uzaklaştırılırsa bir koni meydana gelir. Bu koninin tabanını en büyük (d) küresinin maktası oluştururken, tepesinde en küçük (a) küresi bulunur. Aradaki (b, c) katları ise muhtelif büyüklükteki iç içe kürelerin maktalarından oluşur. Koninin maktaları arasındaki genişlik farkları, idrakî zamanın birbirine nisbetle olan inkişaf kıymetlerini gösterir.
Genişlik farkı ve aslî zaman akışı
Her maktaın, evvelki maktaa nazaran olan genişliği kürenin o ana mahsus vüsatını gösterir. Genişlik farkı aynı zamanda inkişaf esnasında aslî zaman üzerinde katedilen mesafeyi de belirtir. Örneğin (e-f) ve (e'-f') paraleli (a) küresine mahsus inkişaf derecesini, (g-h) ve (g'-h') paraleli ise (b) küresinin inkişaf derecesini gösterir. İki paralel arasındaki (I) mesafesi, iki inkişaf kademesi arasındaki farkı ve aslî zaman üzerinde katedilen mesafeyi gösterir.
Aktif intibak ve üniteye gidiş
Vazife plânının başlangıcından itibaren, idraklerin icaplara intibak etmeye başladığı ve böylece aslî prensibin bütün ruh ve kâinat münasebetlerine göre idraklerin bir vahdete doğru gittiği söylenir. İşte küre zamanının şematik izahında bu hakikat gösterilmiş olur. Kürelerin iki inkişaf kademesi arasında tebarüz eden bu fark, haddizatında intibak sahasının genişlemesinden başka bir şey değildir. Bu intibak sahasının genişlemesi, ünite dediğimiz idrak vahdetinin gerçekleşmesi demektir.
Sathî ve kürevî zaman farkı
Sathî zamanda, muayyen bir saha içinde aslî zaman üzerindeki bir noktanın icapları yerine getirilirken, kürevî zamanda her an genişlenen yeni inkişaf sahaları vardır. Sathî zamanda kesintisiz devam eden ve hamlelerin birbirine eklenmesi şeklindeki inkişaf tarzı yoktur; ayrı devreler de yoktur. Kürevî zamanda ise kâinatın hudutlarına kadar dayanan sonsuzluk içinde genişleme, ilerleme ve inkişaf etme sahaları vardır. Bu ilerleyiş ünite ile nihayet bulmaktadır.
Mekânın mahiyeti ve kader ilişkisi
Aslî zamanın âlemlerdeki durumlarının, o âlemlerdeki madde vasatlarına uyarlanmasını sağlayan mekânın mahiyeti çok önemlidir. Zaman formunu meydana getiren hareketler ve madde vasatı arasında bağlantı sağlayan üçüncü şart, mekânın teessüs etmesi için gereklidir. Bu bağlantıyı sağlayan unsur, aslî prensipe tâbi yüksek kader prensibidir. Kısaca mekân, kaderin âlemlerdeki ve kâinattaki tecellisidir.
Kader prensibinin teknik rolü
Mekân, zamana ait hareketlerle madde vasatlarının bağlanmasından ileri gelmektedir ve kaderin o âlemdeki tezahürüdür. Kader, âlemlerdeki zamanı madde vasatlarına bağlayarak o âleme mahsus zaman ve mekân formlarını meydana getirir. Varlıkların otomatik, yarı idrakli ve idrakli olarak ihtiyaçlarına göre maddelerde husule getirdikleri bütün formasyonlar, transformasyonlar ve deformasyonlar, aslî prensip, kader ve zaman prensipleri kadrolarında vazifeli varlıkların yardım, müdahale ve kontrolü ile vuku bulmaktadır.
Mektep benzetmesiyle kader mekanizması
Kader mekanizmasının işleyişini bir mektep örneğiyle açıklayabiliriz. Mektebin muayyen sınıfları, derslerin kadrolarını tâyin eden ve talebelerin liyakatlerine göre sınıflarına yerleştiren yüksek vekâlet makamı vardır. Bir talebe, hiçbir tetkike tâbi tutulmadan otomatikman bütün sınıfları atlayarak mektebi bitirmiş sayılamaz. Her sene imtihanlardan geçmesi, denenmesi ve kontrol edilmesi gerekir. Eğer talebe öğrendiğini ispatlarsa üst sınıflara geçer, aksi takdirde liyakati derecesine göre sınıfında bırakılır.
Dünya eğitim sistemi ve liyakat
Hayat da bu mektep sistemine benzer. Aslî prensip, dünyanın programını tanzim etmiştir ve bundan kıl kadar inhiraf caiz değildir. Fakat bu program mucibince insanların sınıflara terfi edebilmeleri için çalışmaları ve cehit sarf etmeleri gerekir. Liyakatleri isbat ettikçe lâyık oldukları sınıflara geçerler. Tembellik ve beceriksizlik gösterenler ise liyakatleri derecesine göre muamelelere tâbi tutulurlar. Bu için insanların liyakatlerini isbat edebilmeleri hürriyeti ve bu liyakati takdir eden bir âmil gereklidir.
Kader mekanizmasının tanımı
Aslî icapların yerli yerinde tatbikini sağlayan ve varlıklarla aslî icaplar arasındaki mutabakatın derecelerini takdir eden teknik âmil, kâinattaki kader mekanizmasıdır. Kader prensibinin kâinatta kader mekanizması hâlinde işleyen tecelliyatı, âlemler içinde o âlemlerin imkânlarına göre kader tezahürlerini meydana getirir. Varlıkların aslî icaplar karşısındaki liyakat derece ve ölçülerini takdir eden kader mekanizması, yüksek kader prensibinin kâinattaki tezahürüdür.
Zaman ve mekânın karşılıklı gereklilik
Kader mekanizması aslî prensipe tâbi zaman prensibiyle birlikte yürür. Aslî zamanın muhtelif âlemlere göre farklı tecelliyatları vardır: dünyaya mahsus sathî zaman idraki ve dünya üstü âlemlere mahsus idrakî zaman. Kader mekanizması aslî zamandan ayrı fonksiyon yapamaz; zaman mekanizması hem elzem hem de zarurîdir. Zaman olmayınca kader prensibi ölçüsüz kalır ve teknik fonksiyonunu ifa edemez.
Mekân ve kader münasebeti dünyada
Dünyada zamandan ayrılmayan ve zamanla kıymet ve ayar ölçüsünü bulan mekân, kader prensibinin dünyadaki fonksiyonunun neticesidir. Zaman ve mekânla kaim olan bütün realiteler, insanların hürriyet esasına dayanan cehit ve gayretleriyle lâyık olacakları derecelerin zaman ve mekân kadrolarında vazifeli varlıklar tarafından takdir edilmiş birtakım icap zaruretleridir. Aslî icapların kâinattaki tatbikatı, aslî icap, aslî zaman ve kader mekanizması kadrolarında çalışan organizasyonların vazifelileri tarafından yapılan zarurî mükellefiyettir.
Mekân tanımı ve kaderin tecellisi
Dünyada herhangi bir mevzuda bir adamın mukadderi denilmesinin mânâsı, onun o mevzuda bütün madde kombinezonyonlarının muayyen zamanlara bağlı olarak belirli bir şekilde zuhur etmesidir. Kaderi yardım etmedi sözü, beklenen madde kombinezonyonlarının başka şekillerde meydana geldiğini ifade eder. Mekânı ifade eden maddenin her hâl ve şekli, hâdiselerin her durumu kaderin bir tecellisidir. Elini oynatan bir insanın hareketi, yürüyen bir insanın bastığı yerler, gökyüzü, düşünen bir insanın muhayyilesi—bunların hepsi mekândır ve kaderin tecellisidir.
Vazife plânı ve aktif intibak
Vazife plânı, tekâmüle açık bir idrak ile devam edilmeye başlanabilen bir merhaledir. Vazife plânına kadar gelen otomatik ve yarı idrakli inkişaflar burada tam idrakli bir safhaya girer. Varlıkların idrakleri ışık konisinin hüzmelerine kendi kudretleriyle intibak etmeye başlamışlardır. Bu safhada ilerlendikçe icaplara idraklerin intibak sahaları genişler ve idrakler, aslî zaman içinde ruh ve kâinat münasebetlerine ait ilâhî icaplara geniş çaplarda intibak ederler.
Ünitede vahdet ve hakikat
Ünitede artık realite diye bir şey yoktur. Aslî prensibin kâinattaki akışı olan aslî icaplar, kader ve zaman prensiplerinin kader mekanizması ve aslî zaman, oradaki idraklerle birleşerek vahdeti meydana getirirler. Orası hakikatin kendisidir ve kâinatın son sınırıdır. Ünitede artık fert gibi bir mefhum yoktur; idrakler bir tek idrak hâline girmişlerdir. Bu muazzam idrak hiçbir insanın sezgisine bile varamayacağı bir kudrettir. Ünitede maddî kâinat içinde ancak bu şekilde tam bir vahdet ifade edilebilir.
Geçmiş dünya kıtaları ve medeniyet
Yaklaşık yetmiş bin sene evvel dünyada iki büyük kıta vardı. Birisi şimdiki Pasifik denizinin bulunduğu sahayı dolduruyordu ve Mu kıtası olarak bilinir. Diğeri Atlantik okyanusunun bulunduğu yeri işgal eden büyük bir kıta idi. Bu iki kıta arasında adalar, takım adalar ve küçük kıtalar vardı. Bu kıtalar üzerinde bugünkü dünya insanlarına nazaran daha mütekâmil ve medenî insanlar yaşıyordu. Onların teknik kudretleri, radyoaktif maddeler, radyo, televizyon, elektronik cihazlar ve atom enerjisi gibi alanlarda bugün keşfedilen teknolojileri dünyadaki batışından daha çok evvel keşfetmişler ve kullanmışlardı.
Geçmiş dünya insanlarının çöküşü
Dünyadaki inkişafın zirvesine ulaşan insanlar, kendilerinde aşırı bir gurur ve her şeye kaadir olabildikleri iddiası oluşmuş, bu onları dünyanın tabiî şartlarını mûtat dışı yollardan bozmaya sevk etti. Lükse, zenginliğe, konfora, maddeperestliğe, hodkâmlığa ve ihtirasa kapıldılar. Hidrojen atomunun kaba kombinezonyonları içine gömüldüler ve bütün saadetlerini buradan beklediler. Bu son haddine gelmiş maddî terakki, varlıklarda mezbuhane bir çırpınış, bir nevi soysuzlaşma meydana getirdi ve bu soysuzlaşma vuku bulacak büyük inkılâbın öncüsü olmuştur.
Kanser ve hücre varlıklarının durumu
Geçmiş dünyanın son devirlerine doğru kanser gibi hastalıklar başgöstermişti. Kanser, hüceyrelerde tezahür eden bir soysuzlaşmadır. İnsan bedenindeki hüceyrelerin her biri, nisbeten iptidaî varlıkların bir maddî hayat sahasıdır. Zamanla bu basit varlıklar daha ileri gitmek için muhtaç oldukları şeyleri içinde bulundukları maddelerden temin edemezler. Madde imkânları onların ileri hamleleri kazanmalarına müsaade etmeyecek hâle gelir. Fakat varlıkların inkişaf hamleleri durmaz. Bu durum, imkânları kısırlaşmış madde vasatlarında anormal ve soysuzca görünen birtakım hareketlere sebep olur.
Kanserleşme ve inkişaf hamleleri
Mu dünyasının batacağı ana tekaddüm eden zamanlarda, hüceyreleri idare eden varlıkların durumları kanser hâline girmiş maddesi vasatlar gibi olmuştur. Beden organizması içinde bulunan basit varlıklar kendi hisselerine ait maddî inkişaf vasatlarından daha ileri gidemezler. Örneğin bir deri hüceyresinin bedende kendisine tahsis edilmiş muayyen bir fonksiyon sahası vardır. O hüceyrenin çıkması bedenin ahengine uymaz. Hücre varlığı ilk zamanlarda fonksiyonunu mükemmelen yaparken, muhtaç olduğu inkişafını sağlayabiliyordu. Fakat bir an geldi ki bu inkişaf devresini bitirdi ve daha üst vasatlara hazırlanmak ihtiyacını duymaya başladı. Bedenin mûtat biyolojik şartları bu ileri faaliyet ihtiyaçlarına cevap veremeyince kanserleşme meydana gelmiştir.
Bir devrin kapanması ve dünyanın değişimi
İnsanların içinde bulunduğu çırpınış, bir inkılâbın eşiğinde olmanın ifadesidir. Yüksek ihtiyaçlarını duyan varlıklar, daha üst mekânlara ulaşmak için gerekli olan büyük bir dünya inkılâbı bekliyordu. Kader mekanizması karşısında hiçbir liyakat gözden kaçmaz; ileri hamlelere yönelik her isteyiş, her çırpınış, her çaba boşa gitmez. Geçmiş dünya devresinin insanları, yüksek kaderlerini ve ileri ihtiyaçlarını karşılayacak yüksek âlemleri beklemekteydi. Bu ihtiyaçları karşılamak için dünyanın değişmesi ve yeni kaderlerin ortaya çıkması gerekiyordu.
Müteakip katastrofik olaylar ve iki kıtanın batması
Dünyanın muvazanesinin bozulması, Mu kıtasında insan gücünün önleyemediği yer sarsıntıları ve volkan patlamalarıyla başladı. Bu hâller 80-100 sene kadar sürdü. Nihayet hazırlanan intikal günü geldi: bütün kıtalarda birden yerler oynamaya başladı. Muazzam binalar ve büyük şehirler harap oldu. Kıtalar allak bullak oldu, denizler karaya hücum etti. Bu hengâme üç gün devam etti ve sonunda Mu kıtasının iki muazzam parçası—biri Pasifik, diğeri Atlantik okyanusunun dibine gömüldü. Dünyanın coğrafî durumu tamamıyla değişti.
İptidaîleşme ve yeni bir devrenin başlaması
Mu devrinin kapanışından sonra dünya iptidaîleşti ve vahşileşti. Kalan insanlar iki tesirin etkisi altında basitleştiler: katastrofun meydana getirdiği dehşetli olaylar ve yüksek vazifelilerin hazırladığı bir inkişaf planı. Dünya yeni bir insanlık devresine başlamış, en basit ve ilkel hâle gelmişti. Bu değişim gerekli idi çünkü altı beden inkişafını tamamlayan sayısız varlık, en iptidaî insan hâliyle dünyaya inecekti. Bugünkü mütekâmil bir dünyada yaşayamayacak olan bu varlıklar, basit maddeler ve ilkel anne-babalar arasında yaşayıp tekâmül etmeliydi.
Yetmiş bin yıllık tekâmül süreci
Dünya, bu basit ve ilkel devreden itibaren çok uzun bir tekâmül seyrinde ve çeşitli inkişaf merhalelerinden geçerek, yetmiş bin sene sonra bugünkü insanlık medeniyetine ve seviyesine ulaşabildi.
Dinlerin sembolleri ve hakikat
Geçmiş dünyanın kapanması, din kitaplarında Nuh Tufanı ve kıyamet sembolleriyle ifade edilmiştir. Tufan sembolü bir devrenin kapanıp yeni bir insanlık devresinin açıldığını anlatırken, kıyamet sembolü daha geniş bir anlamla insanların akıbetlerinin ortaya çıkacağını, lâyık olanların yüksek mekânlara geçeceğini belirtir. Bu semboller, o zamanın insanlarını korku ve his yoluyla vazife sezgisine alıştırmak için kullanıldı.
Korku duygusundan bilgiye geçiş
Dinler, insanların inkişafı için korku insiyaklarından istifade ederek önemli tekâmül otomatizmalarını kurmuştur. İnsanlar başlangıçta bu korku duygularının etkisiyle vazife bilgisini kazanmaya başladılar ve nihayet bugünkü vazife sezgisi kudretine eriştiler. Bugün artık korku ve his devri değil, bilgi, mantık ve idrak devri hâkimdir. Bu nedenle hakikatleri artık açıkça, olduğu gibi belirtmemiz gerekir.
Hidrojen kâinatı ve madde âlemi
İnsanlar tarafından madde diye vasıflandırılan bütün cisimler hidrojen âlemi içinde toplanmıştır. Bu âlem sayısız nebülözleri ihtiva eden milyarlarca güneş sistemini içerir. Her güneş sisteminde bir çekirdek etrafında dönen gezegenler bulunur. Her sistem içinde çeşitli derecelerdeki varlıklar yaşar. Güneş de sistemin dereceleri içinde kendi yerini almıştır; gezegenleri arasına karışmış ve derecesi birçoğunun aşağısındadır. Sistemin her gezegeni, kendisinden bir üst gezegene varlıkları hazırlamakla fonksiyonlandırılmıştır.
Sistemlerdeki vazifeli varlıklar
Her sistemde, o sistemin çeşitli nizamlarının tatbikında vazife gören, hidrojen kâinatına ait olmayan daha yüksek madde vasatlarından yapılmış varlıklar bulunur. Bunlar inkarnasyon anlamında değişmez; istedikleri kürede dolaşabilirler. Bununla birlikte, kürelerde tekâmül etmek üzere bedenlenmiş asıl sakinler de vardır. Bu bedenli varlıklar sayısız bedenlenmelerden geçerek daha üst kürelere çıkarlar ve nihayet sisteminin en mütekâmil küresine ulaşırlar. Günümüz sistemimizde bu mütekâmil küre dünyadır ve en mütekâmil varlığı insandır.
Dünya ve güneş sisteminde insan
Güneş sistemimizin en mütekâmil gezegeni dünyamızdır. Merih veya sistemin diğer gezegenlerinde, dünyada olduğundan daha mütekâmil varlıklar bulunmamaktadır. Güneş de aslında sistemin geri bir küresini temsil eder; ancak maddesinin basitliği yüzünden diğer seyyareler ve bilhassa dünyayı idare eden vazifeliler daha ziyade güneşte bulunurlar. Dünyamız, Mu devrinin kapanışından sonra geçen yetmiş bin sene zarfında, dünyadaki insanlara lâyık oldukları âlemlerin kapılarını açmak ve hidrojen âleminin kapısını kapatmak hazırlıklarına başlamıştır.
İlliyet ilkesi ve olaylar arasındaki bağ
Dünya hayatı baştan başa hareketler ve olaylar mudilesidir. İnsanlar etraflarında bazan birbirlerine zıt olaylar görebilse de, illiyet ilkesi hakkındaki vukuf eksikliğinden dolayı yanlış tefsir ederler. Hâdiselerin neticelerini sebeplerine bağlamaya yardım eden bilgi kudretiyle dünyaya bakıldığında, en küçük zerresinden bütününe kadar her durumunda muazzam bir ahengin, nizamlı bir tertibin mevcut olduğu görülür. Âlemde hiçbir şeyin sebepsiz olmadığı ve her şeyin bir neticeye bağlandığı gerçeği, bütün olaylar arasındaki sebep-nedenlik münasebetlerini anlamamıza yardımcı olur.
Kuş yumurtasından başlayan zincirleme ahenkler
Basit bir kuş yumurtasını inceleyelim. Bu yumurta büyük kâinat ahenginin içinde muazzam neticelerle birbirine bağlı, çok tertipli sayısız durumları vardır. Yumurtadan çıkan yavru kuş henüz acemi ve tecrübesizdir; yaşayabilmesi için dişi kuşun bakımına ihtiyaç duyar. Dişi kuş, yukarıdan gelen tesirlerle yavrusunu beslemekle vazifeli olur. Yavrunun zamanı geldiğinde, tekâmülü için onu dünyadan ayrılması gerekir; bu sırada aç kalmış bir kedi vazifelilerin kontrolü altında o kuşu yakalar. Kedi de böylece karnını doyurmuş olur. Tüm bu olaylar, görünen tersliğine rağmen, muazzam bir tertip içinde birbirine intibak etmiş hâldir.
Bir varlığın sayısız bedenler içindeki yolculuğu
Basit bir yumurta hâlinden başlayan bir varlık, sayısız bedenlenmeler geçerek gittikçe daha yüksek varlık formlarına çıkar ve nihayet bir insan bedenine ulaşır. Bu yolculuk boyunca o varlık, sayısız diğer varlıklarla namütenahi münasebetler kurar. Her münasebet, her bağ, her tesirleşme büyük tekâmül nizamının ahengine uygun olarak düzenlenmiştir. Varlığın ferdî planı, diğer varlıkların mâşerî planlarıyla seramatlı hâlde işler. Bu tertipler, varlığın milyarlar sene sonra gelecek durumlarının ilk hazırlıklarını şaşmadan hedefine doğru yürütür.
Mevsimler ve tabiat düzeni
Mevsimler, hayat sahiplerinin yaşama imkânları dahilinde kalan suhunet derecelerindeki muayyen sınırları aşmaksızın düzenli bir nizam içinde birbirini takip ederler. İlkbahar, nebat ve hayvan bedeninin uyanmasına sebep olan nemli havalı bir mevsimdir. Yaz, olgunluk devridir; bütün meyveler olgunlaşır. Sonbahar, muayyen vazifeleri görmüş varlıkların muvakkat uykuya ve istiraate olan ihtiyacını karşılar. Kış, bütün bedenlilerin tekâmül materyalini ihtiva eden bir mevsimdir. Her iklimin kendisine mahsus bir nizamı kurulmuştur ve bu nizam, o iklimde yaşayan varlıkların hayat imkânlarıyla aynı ayarda işletilir.
Görünen kötülüğün gerçek anlamı
İnsanlar nazarında iyilik, kötülük, bozukluk, düzensizlik gibi görünen şeyler, haddizatında insanların kâinat nizamı hakkındaki görüş noksanlıklarının neticelendirdiği kısır hükümlerdir. Bir arslanın geyiği parçalaması, balıkların birbirini yutması, insanların birbirlerine saldırması gibi çirkin görünen hâller, büyük ahengin icaplarına uygun idare mekanizmasına mensup vazifelilerin kontrolleri altında cereyan eden zarurî ve hayırlı durumlardır. Tüm bu olaylar, bütün varlıkların yeni inkişaf kademelerini hazırlamak gayesine göre yürüyen âlemin büyük nizam ve ahenginin içinde akıp giderler.
Orkestra metaforu ve büyük kompozisyon
Dünya, disonant ve hattâ çok karışık görünen ayrı seslerle bir orkestradır; fakat bu orkestranın bütünü içinde dinlendiğinde, tüm seslerin gayet güzel, ahenkli ve orkestranın mükemmelliği için lüzumlu oldukları ortaya çıkar. Dünyanın bütün teşekkülâtıyla bir muazzam kompozisyon olup, bunu meydana getirenler üniteden gelen aslî icaplara uygun büyük vazifeli sanatkârlardır. Bu orkestranın bir aletinin sesini kendi keyfe göre düzeltmeye kalkışan birisi, bütün ahengini bozabilir. Dünya ise sonsuz şümule mâlik bir armoni içindedir.
İnsanlığın zirvede olması ve gelecek değişimler
İnsanlar bugün dünyadaki tekâmüllerinin zirvelerine ulaşmış bulunmaktadırlar. Hidrojen âlemindeki bütün görgü ve tecrübeleri yapmış, inkişaf kademelerini aşmışlar ve devrelerini ikmal etmişlerdir. Onların öz varlıkları yeni ufuklara, bol hayat ve inkişaf imkânlarıyla dolu aydınlık ülkelere koşmak ihtiyacı içinde çırpınmaktadır. Gelecek bütün değişmeler, ne kadar büyük katastrof mahiyetinde görünürse görünsünler, insan varlıklarının ihtiyaçlarına en uygun cevaplar verici tertipler altında vuku bulacaktır.
Kapının açılması ve son hazırlıklar
İnsanları sonsuz parlak ülkelere götüren kapı açılması gerekir. Bu kapı, zaten açılmaya hazır bir vaziyette önlerinde dikilmiştir; insanların yapacağı, sadece bu kapıyı bir fiske vuruşu ile ardına kadar açıp içeri dalmaktan ibarettir. Fakat bunun tahakkuku da çok tertipli ve ahenkli hâdiselerin akışları içinde mümkün olabilecektir. Yakında başlayacak olan tabiat şartlarındaki cezrî değişmelerde hiçbir şey maksatsız olmayacak; en ufak hâdise bile üniteden gelen icaplara göre şaşmayan bir tertip ve ahenk içinde husule getirilecektir. Bu muazzam düzen, insanlara büyük bir saadet havası ile namütenahi imkânlar diyarındaki esirlî âlemlerin ebedi hayatlarında pervaz etme fırsatını bahşetmiş olacaktır.
Dünya kapanışının öncü belirtileri
Dünyanın kapanmak üzere olduğu son devrenin başlangıcında, insanlar henüz gerçek anlamını kavrayamayacakları ancak gittikçe artacak bazı doğa olaylarıyla karşılaşacaklardır. Atmosfer değişiklikleri, anormal mevsimler, beklenmedik sıcak ve soğuk dönemler görülmeye başlayacaktır. Bazı yerlerde uzun kuraklıklar yaşanırken, diğer yerlerde sürekli yağmurlar ve seller meydana gelecektir. Güçlü rüzgârlar, depremler ve yer sarsıntıları yer yer ortaya çıkacak, denizlerde alışılagelmiş olmayan hadiseler başlayacaktır.
İlk elli yıllık değişimlerin süreci
Bu belirlenen dönemin yaklaşık kırk ila elli yıl süreceği tahmin edilmektedir. Bu süre boyunca değişiklikler gittikçe artacak, insanların rahatını kaçıracak ve zararlarını arttıracaktır. Bununla beraber bu olaylar henüz insanları çok rahatsız edici derecede şiddetlenmeyecek, sadece birçok kişi bunların gerçek anlamlarını anlamaktan uzak kalacaktır. Kitabın bilgilerini almış ve benimseyen insanlar ise, bu belirtilerin erken dönemdeki delâletlerini sezerek kendilerini hazırlanma imkânına sahip olacaklardır.
Elli yıl sonrası olayların şiddetlenmesi
Elli yıl geçtikten sonra hadiseler daha açık bir şekilde kendini hissettirecek ve insanları rahatsız, korkutacak durumlar almaya başlayacaktır. Bazı soğuk bölgeler ısınmaya, bazı mıntıkalar anormal sıcaklardan kavrulacaktır. Anormal rüzgârlar korkunç tayfunlar oluşturacak, depremler sıklaşacak ve yer çatlamaları artacaktır. Bazı şehirler büyük sarsıntılarla yok olacak, yerlerinde çukurlar veya göller meydana gelecek, uzun kuraklıklar başlayacak ve birçok insan ile hayvan telef olacaktır.
Büyük göçler ve nüfus hareketleri
Yaşanmaz hale gelen yerlerden insanlar daha münbit alanları aramak için göç etmeye başlayacak, dünyada yer yer büyük göçler başlayacaktır. Bu durum insan toplulukları arasında önemli huzursuzluklar yaratacaktır. Deniz kabarmaları artacak, dünya kendi korkunç çehresini göstererek insanlara fazla umut etmemeleri gerektiğini anlatacaktır. Ellinci yıldan itibaren yaşanan kuraklıklar ve diğer zorlayıcı doğa hadiselerinin sonuçları ile birlikte yapılan büyük göçler, dünyada büyük kargaşalıklara sebep olacaktır.
Yüzüncü yıl ve iklimsel dönüşüm
Yüzüncü yıla kadar devam edecek olan bu oluşumlar, bu yıldan sonra daha belirgin karmaşa içinde kendini gösterecektir. Soğuk bölgelerdeki buzlar erimesi başlayacak, gittikçe ısınan dünya ikliminde bâriz değişmeler görülecektir. Karşıt görünmekle birlikte, bu olaylar gelecek kurtuluş günlerini hazırlayan tertip ve nizamlar içermektedir. Dünyanın bir tarafı ısınmaya devam ederken, diğer tarafında mevsim farkları artacak ve yazın çok sıcak, kışın da kütleyici soğuk dönemler yaşanacaktır.
Nüfus artışı ve spatyom varlıkları
Yüzüncü yılın ardından yaşanacak büyük tabiat hadiselerine rağmen dünya nüfusu azalmayacak, bilakis artacaktır. Bugün 2,5 milyara ulaşan dünya nüfusu o zamanda 6-7 milyara çıkacaktır. Bu artışın temel sebebi, şimdiye kadar spatyomda (evrensel enerji ortamında) birikmiş varlıkların tamamının dünyaya dönmesi olacaktır. Bu varlıklar dünyada yaşamak, o devrin gelecek hayatlarını hazırlamaya yardımcı olacak imkan ve bilgilerinden faydalanmak için geri döneceklerdir.
Nihai dünya saphasında katastrofik olaylar
Dünya inkılâbının son anına doğru tüm doğa olayları şiddetlenecek, yer sarsıntıları artacak, seller, kaymaları ve zelzeleler birbirini takip edecektir. İnsanlar kütleler halinde ölecek, hastalıklar çoğalacak ve yaşamak çok ıstıraplı bir hale girecektir. Akıllı ve iyi hazırlanan insanlar bu durumu iyi anlayacak ve artık dünya insanları için yeterli olmadığını göreceklerdir. Böylelikle insanlar, hakikati tam çıplaklığıyla görebilecek ve yüksek âlemlere ulaşma isteği güçlenecektir.
Dünya batan son günlerin sahneleri
Son safha birkaç gün sürecek ve bu sırada kıtalar ve denizler harekete geçecektir. Yerler yarılacak, muazzam parçalar sallanan yapraklar gibi titrecek. Büyük çatlaklar oluşacak, simsiyah dumanlar ve zehirli gazlar çıkacak, ortalık kararmış olacaktır. Yer yer otuz-kırk kilometre genişliğindeki yer çatlamaları açılacak ve büyük arazi parçaları, harap şehirleriyle birlikte bu ateş çukurlarına yuvarlanacaktır.
Lâva, şimşek ve okyanuslar saldırısı
Bazı ateş çukurları etrafına kızgın kül şeklinde lâva püskürtecek ve bunlar insanların üzerine ateş yağmuru şeklinde inecektir. Muazzam bulutlar dünyanın tamamını kaplayacak, şiddetli gök gürlemeleriyle sayısız şimşekler mütemadiyen ortalığı aydınlatacak. Kıtaların etrafını saran okyanuslar hiç görülmemiş şekilde yükselecek ve dağ gibi kabaran su kütleleri kıtaların üzerine saldırmaya başlayacaktır. Bu sırada kıtalar baştan başa çatlayacak ve bir medeniyetin tüm kalıntıları cehennem çukurlarına yuvarlanacaktır.
Eski dünyanın yok olması ve yenisinin oluşu
Okyanusların muazzam su kütleleri açılan çukurları kaplayacak ve en kısa zamanda dünyanın bütün kıtaları yok olacaktır. Onların yerinde binlerce metre derinliği olan yeni okyanuslar peyda olacak ve bir dünya devri daha kapanacaktır. Bu sırada insanların çoğu kendi ihtiyaçlarına cevap verecek bir âleme gidecek, az miktarda kalanlar ise yeni dünyaya intikal etmek üzere büyük katastroftan geriye kalmış kaya parçaları üzerinde şaşkın halde kalacaklardır.
Yeni kıtaların yükselişi ve yeni insanlık
Yeryüzü batarken, deniz dibinden büyük kara parçaları yükselecek ve yeni kıtalar meydana gelecektir. Yeni dünya devri insanlarını, eski dünyanın batışı sırasında, kıtaların yüksek yerlerinde kalan insanlar oluşturacaktır. Bu insanlar henüz taş devrine bile giremeyecek kadar ilkel durumda olacaklar, sadece insiyaklarıyla hareket edeceklerdir. Aralarında korku instinktyonu başta olmak üzere, açlık ve diğer temel ihtiyaçlar tarafından yönetileceklerdir.
İlkel insanların yamyamlık devri
Kayalar üzerinde mahsur kalan bu insanlar yiyecek bulamayacak, giyecek ve barınak olmayacaktır. Vahşi hayvanlardan kaçacak ve kayaların arasına sığınacaklardır. Taş bile yontacak kadar zeka sahibi olmadıklarından, açlık hissiyle en zayıf gördükleri hayvanlara müştereken saldıracak ve sonunda kendi türlerine hücum edeceklerdir. Böylelikle yamyamlık, bu insanların ilk döneminde en tabii ve zaruri bir eylem olacak ve yeni dünya hayatları böylece başlayacaktır.
Üç yüz yıllık kabalaşma ve evrim süreci
Kayalı adalarda yaşayan bu insanların bedensel yapısı gittikçe kabalaşacak, nesilden nesle cüsseleri büyüyecek, adaleleri kuvvetlenecektir. Haşin ve sert tabiatla, vahşi hayvanlarla boğuşmak zorunda kalan bu ilk insanlar, beden yapılarında esaslı değişmelere mâruz kalacaklardır. Kolları uzayacak, göğüsleri genişleyecek, ayaklarında işçilik kabiliyeti artacak, kafatası küçülecek çünkü entelektüel ihtiyaçlar minimun olacaktır. Dişler sivrileşecek, ağızlar büyüyecek ve bu kabalaşma süreci yaklaşık üç yüz yıl devam edecektir.
Yeni kıtalara göçü ve medeniyetin kurulması
Üç yüz yıl sonra, kabalaşmış bu insanlar kayalık adalardan ayrılıp yeni kıtalara geçebilecek kudrete erişeceklerdir. Deniz dibinden yükselen yeni kıtalarda muazzam yağmurlarla vahşi ormanlar meydana gelmiş olacak ve bu insanlar bu ormanlardan ve nebatlardan faydalanmaya başlayacaklardır. Böylece yeni bir dünya kuruluşunun ardından çok uzun ve ağır bir inkişaf temposuna gireceklerdir. Altmış bin yıl sürecek bu devrede insanlar taş, demir, tunç dönemleri gibi uzun devirler geçirecek ve yavaş yavaş insiyaklarından sezgileere, sezgilerden idrake geçişini gerçekleştireceklerdir.
Misafir gezegen ve manyetik alan tesiri
Dünyaya yaklaşmakta olan, dünyadan dört yüz defa daha büyük bir gezegen, güneş sisteminden oldukça uzaktadır. Bu gezegenin kendine ait bir güneş etrafında normal yörüngesi vardır ancak yörüngesinden ayrılıp büyük bir kavisle güneş sistemine doğru yürümektedir. Bu seyahat tesadüfi değil, yüksek bir tekâmül vetiresinin icabıdır. Bu gezegen bundan 150-200 yıl sonra dünyadan gözle görülebilir hale gelecektir. Gezegenin kaba ve ağır manyetik alanı, güneş sistemine yaklaştıkça, sistemin en mütekâmil küresi olan dünyada en şiddetli etkileri meydana getirecektir.
Kutup kayması ve eksenlerin değişmesi
Misafir gezegenden gelen tesir, dünyanın günümüzde sabit olan ekseninin 23 derece 27 dakikalık meylini 13 derece daha artıracaktır. Dünyanın ekseni, yörüngesine amut durumdan 36 derece eğri konuma gelecektir. Kuzey kutbu Sibirya tarafında güneye doğru kaymaya başlarken, güney kutbu Güney Amerika'nın burnusu istikametinde kuzeye doğru yükselecektir. Yeni kuzey kutbu bugünkü kuzey kutup dairesiyle yüzüncü meridyenin birleştiği noktada konumlanacak, güney kutbu da bugünkü güney kutup dairesiyle sekseninci meridyenin birleştiği noktaya gelecektir.
Kutup değişmesinin temel mekanizması
Kutuplar, bir kürenin dahilindeki hareket muvazenelerinin sonucu olarak oluşur. Hareket muvazenelerinde bozulma meydana gelirse, kutuplar yerlerini değiştirebilir. Bu durumda ekvator da derhal yeni kutuplara göre yerini alır. Misafir gezegenden gelen tesirler, dünyanın manyetik alanına ve dahilî hareketlerine müessir olarak muvazenesini bozacak, zincirleme değer farklanması mekanizmasına göre yeni bir muvazenesisteminin kurulmasıyla sonuçlanacaktır. Dünyanın gerçek konumu değişmez, yalnızca kutupların yeri değişir ve yeni bir eksen istikameti oluşur.
Dünyayı terk etme süreci
Dünyadan ayrılmak, fizik bedeni terk etmek ve asıl varlık haline dönmek demektir. İnsan bedenini kullanan varlıklar çok süptil bir madde hâlindedir, insanın tanıdığı mânâda madde değildir. Bunlar tesirler veya enerjiler mudidesidirler. Dünyayı terk ettikleri anda, bedensiz hâliyle sevgi plânında kullanmak üzere yarı süptil bir madde kombinezonunu yakalarlar ve ona bağlanırlar.
Yarı süptil âlem ve sevgi plânı
Yarı süptil âlem, dünya maddeleriyle vazife plânının süptil maddeleri arasında ara bir hâlde bulunan, madde âleminin nüvesi olan hidrojen atomunun en yüksek kombinezonlarının enerjilerinden oluşur. Bu âlem ancak dünyadan definitif olarak kurtulmuş varlıklara mahsustur. Yarı süptil âlemdeki ana realite sevgidir ve bu sevgi hiçbir vakit dünyada anlaşılan sevginin kendisi olmasa da, insanları hazırlayan bir basamak olabilecek kıymeti vardır.
Sevginin rolü ve işlevi
Sevgi, yarı süptil âlemdeki varlıkların vazife plânına hazırlanmalarına yardım eden en kudretli vasıtadır. Dünyadaki zahmet ve ıstıraplardan farklı olarak, sevgi plânındaki çalışmalar varlıklar için çok zevkli ve saadet vericidir. Varlıklar sevginin çeşitli tatbikatını yaparak idraklarını artırır ve ilk bağlı oldukları yarı süptil maddeden kurtulurlar.
Yarı süptil madde ve nefsaniyet
Varlıklar dünyadan ayrıldıktan sonra yakaladıkları yarı süptil madde, onlar için bir nevi beden gibi davranır. Bu madde, onları vazife plânına geçmekte engel teşkil eder. Varlıkların bu maddeyi terk edebilmeleri için zarurî olan sevginin tatbikatı, kaba dünya maddelerine benzer zahmet çektirmez. Sevgi çalışmaları yaparak varlıklar bu ilk yakaladıkları yarı süptil maddeden kurtulurlar ve bu sayede çeşitli maddeleri kullanabilme özgürlüğüne kavuşurlar.
Yarı süptil âlemde yaşam koşulları
Yarı süptil âlemde fizik mânâda anlaşılan hastalık, yorgunluk, ağrı, ölüm gibi kavramlar yoktur. Varlıklar basit bir imajinasyon faaliyetiyle istediği mekânları kurup istediği şeyleri yaratabilirler. Zahmet, sıkıntı, ıstırap yerine, tatlı ve mesut mücadeleler içinde varlıklar olgunlaşırlar. Dünya zamanı ve mekânı burada da bir ölçüde yaşanabilir, ancak varlıklar ilerlettikçe idrakî zaman ve mekâna geçerler.
Zaman ve mekân algısı
Yarı süptil âlemdeki zaman, dünya zamanından çok farklıdır ve dünyadaki saatlerle ölçülemez. Orada geçirilecek en uzun müddeti dünya zamanıyla 300 sene kabul etmek mümkünse de, oranın idrak zamanıyla bunun 3000 sene veya daha fazla olması mümkündür. Varlıklar sevgi tatbikatlarını yaparak idraklarını arttırdıkça, zaman ve mekân idrakları değişir ve idrakî nitelikteki geniş karakterleri alır.
Cennet sembolü ve çıkarılan manalar
Büyük din kitaplarında yarı süptil âlemin sezgilerini ifade etmek için cennet sembolü kullanılmıştır. Cennette zikredilen zahmet çekmeden istediği yere gitme, istediği şeyleri derhal bulma hâlleri, yarı süptil vasatın maddi imkânlarını gösterir. Cennet sembolündeki yüksek makamlar ve ilâhî sezgilere kavuşmadan söz edilmesi, varlıkların vazife plânına ulaşmalarını ifade eder. Sevgi varyasyonları maddî sembollerle açıklanmış, fakat asıl anlam bunların çok üstündedir.
Gruplar ve ahenk kurulması
Sevgi plânındaki hayat, varlıkları gruplar hâlinde birleştirerek vazife plânına hazırlar. Gruplar arasında tedricen tam bir ahenk ve beraberlik kurulur. Sevgi, varlıkları grup grup bir araya toplayarak ve gruplar arasında tam mutabakat sağlayarak, daha yüksek plânlara hazırlıkları hızlandırır. Bu ahenk, dünyadaki ahenk mefhumundan çok daha derin şümulludur.
Hazırlıktan vazife plânına geçiş
Dünyadan yarı süptil âleme geçiş ölüm ve sarsıntı içinde gerçekleşir, fakat yarı süptilden vazife plânına geçiş gayet tatlı, belirsiz ve tedricî bir akış içinde vuku bulur. Varlıklar yarı süptil madde kombinezonlarından tamamıyla kurtulduktan sonra beşer, altışar fertlik gruplarıyla tam bir vazife anlayışı içinde ilk vazifelerini alırlar. Bu, onların vazife plânına girmiş olması demektir ve bu geçiş büyük gürültüsüz ve ölümsüz olur.
Gerçek saadetin elde edilişi
İnsanlar dünyada çabalarına rağmen hiçbir zaman elde edemediği saadetin peşinden koşarlar ve mahiyetini bile tâyin edemedikleri bu saadetin tatminkârlığına sevgi plânında kavuşurlar. Dünyadaki zevkin sonunda endişeler gelmesi burada yoktur, bilâkis hakikî bir saadetin daha büyük saadet tarafından takip edilir. Bu saadetin derinliği ve yüksekliği dünyada hiçbir şeyle kıyas edilemeyecek kadar büyüktür.
Varlığın olgunlaşması ve yükselişi
Yarı süptil âlemden vazife plânına geçmiş olan varlıklar, gruplarının genişlemesiyle beraber idraklarının artması sayesinde, vazife plânının ilk kademelerinden başlamak üzere ilâhî icabı taşıyan ışık konisinin zirvesine doğru gittikçe büyük bir olgunlaşma hızı ile tırmanırlar. Her kademede varlıklar daha geniş sorumluluk ve anlayış kazanarak ilerlemeye devam ederler.
İnsan varlığının kıymeti ve akıbeti
İnsan varlığının kıymeti ve kudreti, dünyadan yarı süptil âleme yapılan bu geçişte ve oradan sonraki yüksek plânlara ulaşmakta kendisini gösterir. Sevgi plânına geçecek insanlar, asırlar boyunca öz varlıklarında yaşattığı fakat hiçbir zaman tatmin olamadığı saadetin gerçek tatminkârlığına kavuşurlar. Bu, insan varlığının kendisine verilen imkânları kullanarak varoluşunu ve Kudreti bilmesinin sonucudur.
AI-generated summary. It can be wrong or incomplete - check anything that matters against the original.

